DIŞİŞLERİ BAKANI İSMAİL CEM’İN
İLK BASIN TOPLANTISI
(Ankara, 18 Temmuz 1997 Cuma)
HEDEF:21. YÜZYILA ‘‘DÜNYA DEVLETİ’’ OLARAK ULAŞMAK…
-I-İLKELER
1)Türkiye, sıradan bir toplum,raslantılarla meydana getirilmiş derme-çatma bir ülke değildir.Türkiye,yüzlerce yılın biikimine, tarih ve kültür derinliğine sahip bir memlekettir.Kendi özgün kimliğinin, kendi işlevinin bilincinde olmak, tarihten devraldığı kültür ve deney zenginliğini çağdaş özelliklerle bütünlemek, Türkiye’nin hem kendine hem insanlığa karşı görevidir. Türkiye, nereden gelip, nereye yöneldiğini, insanlığın büyük yürüyüşüne hangi özgün katkıyı getireceğini yeniden değerlendirmek, kendi evrensel işlevini, yeniden düşünmek durumundadır.
Günümüz kuşaklarının hedefi, Türkiye’yi 21.Yüzyıla bir ‘‘Dünya Devleti’’ özelliğiyle ulaştırmak olmalıdır.
‘‘Dünya Devleti’’, yani, sürekli başkalarına özenen değil, başkalarının ona özendikleri bir Türkiye… Tarihini ve kültürünü paylaştığı bölgelerle dostluk ilişkilerini geliştiren bir Türkiye…Bilgiyi ve teknolojiyi sadece kendi dışında arayan değil,kendisinden bilgi ve teknoloji aranan bir Türkiye…Büyük Atatürk’ün işaret ettiği yönde, diğer milletlere örnek olabilen bir Türkiye…Tarihsel birikimiyle, kültür zenginliğiyle,demokrasisiyle ekonomisiyle, insan sevgisinden ve sosyal adaletten kaynaklanmış çağdaşlığıyla, dünyanın başlıca çekim merkezlerinden birini oluşturan bir Türkiye…
Dışişleri Bakanlığı olarak, bizim görevimiz, bu büyük hedefe dış siyasetin katkısını getirmek ve dünya dinamiği içinde Türkiye etkinliğini en üst düzeyde sağlamaktır.
2)Türkiye’nin tarih, kültür ve coğrafya özelliklerinden oluşan stratejik konumu, kendinde varolan güçten en üst düzeyde yararlanmanın imkanlarını ona açmaktır.
Türkiye’nin tarihi, büyük ölçüde, dünyayla sürekli bir iletişimde, kültür alışverişinde ve ticarette biçimlenmiştir.Osmanlılar, dünyadaki dengelerden, gelişmelerden büyük ölçüde etkilenerek ve onları etkileyerek kendi tarihlerini yazmıştır. Genç Türkiye Cumhuriyetinin 1920’lerdeki oluşumu, öncelikle dış dengelerin çok ustaca ve gerçeklilikle saptanmasına dayanır.Tarihin ‘‘erişilebilir’’ kıldığı hedef belirlenmiş, onun stratejisi izlenmiş ve ona erişilmiştir.
Dışişleri Bakanlığı olarak bize düşen, hem insanlığın, hem bölgemizin, hem de kendimizin yararına olan sentezleri geliştirmektir, dünya ve bölge dengelerinde, Türkiye’nin menfaatine en uygun yolları izlemektir, Türkiye’nin 21.Yüzyıla güvenlik,barış ve refah içerisinde ulaşmasına dış siyasetin katkılarını getirmektir.
3)Türkiye’nin dünyadaki ‘‘yeri’’ ve ‘‘Avrupalılığı’’ üzerine yapılan tartışmaları, Asya ile Avrupa arasında ‘‘ya biri, ya öteki’’ yaklaşımını doğru bulmuyorum.
Türkiye, yedi yüzyıldan beri ‘‘zaten’’ Avrupalıdır.Kendi Avrupalılığını yabancı ülkelere ya da birliklere tescil ettirmek gibi bir sorunu, bir zorunluluğu yoktur.Türkiye, Avrupalı olduğunu daha 1453 yılında dünyaya ilan etmiş ve hep Avrupalı kalmış bir ülkedir:
‘‘Avrupalı olmak’’, bir kültür olgusuysa,Türkiye, ‘‘çağdaş Avrupa kültürü’’nün temelini oluşturan demokrasi, çoğulculuk, laiklik, insan hakları, kadın-erkek eşitliği gibi değerleri paylaşan ve bazı eksiklerini gidermekte olan bir ülkedir.
Başka bir deyişle, Türkiye’nin, kendi Avrupalılığını ‘‘kabul ettirmek’’ gibi bir meselesi olamaz. Türkiye’nin Avrupalılığı, başkalarının onayına bağlı bir muhtemel durum değildir; tarihi,coğrafi ve kültürel bir vakıadır.
Türkiye’nin Asyalı olmakla Avrupalı olmak özelliğine, ayrıcalığına sahiptir.Bu, bizim zenginliğimizdir;gücümüzdür.
4)Türkiye’nin çok az ülkeye nasip olmuş bir önceliği, bir ‘‘model’’ özelliği mevcuttur.
1.5 milyarlık toplam nüfusu ile İslam geleneğini taşıyan ülkeler arasında Türkiye, ‘‘demokrasi, insan hakları, laiklik, çağı paylaşmak’’ gibi özellikleri ve iddiaları olan başlıca örnektir: Bir ‘‘modeldir’’.
Türkiye modeline sahip çıkmak ve onu bir ‘‘ dayatma’’, bir ‘‘ihraç metaı’’ gibi değil, ancak, başka toplumların yararlanalabileceği bir tarihsel deneyim olarak örnek göstermek ve barışçı bir tanıtım olgusuna dönüştürmek, Türkiye’nin İslam dünyasına önemli katkısı olacaktır.
5)Dışişleri Bakanlığımız, Türkiye’nin bu tarih, kültür ve deneyim zenginliğini dikkate alarak ve Türkiye’nin büyüklüğünün bilincinde olarak, önümüzdeki dönemin siyasetlerini oluşturacaktır.
Dışişleri Bakanlığımız, dünyadaki haksızlıklar, artan yabancı düşmanlığı, ırk ve inanç ayrımcılığı, terörizm, savaş gibi olumsuzlukların karşısında olacaktır. Hakkın, adaletin, barışın, insan hak ve özgürlüklerin ve bizim hem tarihsel hem de çağdaş özelliğimiz olan hoşgörünün yanınada yer alacaktır.
Türkiye için şehitler vermiş, kendi vatanseverliğini, bilgisini ve emeğini Türkiye’nin harcına katmış Dışişleri Bakanlığımız, bunu başaracak insan ve deney birikimine, iradeye yeteneğe, tarih ve kültür derinliğine sahiptir.
-II-YÖNTEMLER
1)Dış siyasetin, üç boyutta organizasyonu sözkonusudur.
Klasik Diplomasi: Dışişleri Bakanlığımızın öncelikli amacı ve işlevi, Türkiye’nin güvenliğine dış siyasetin katkısını getirmektir: ‘‘Yurtta Sulh ve Cihanda Sulh’’tur.
Ekonomi Diplomasisi: Dış siyasetimizin ikinci amacı ve işlevi, Türkiye’nin ekonomik büyümesine, dünya ile ekonomik ve ticari ilişkilerine Dışişlerinin katkılarını sağlamaktır. Bu işleve, bizim yönetimimizde mümkün olan en büyük önem verilecektir.
Kültür Diplomasisi: Nihayet, dış politika, ülkemizin dünyadaki görünümünü güçlendirmenin, kültürünü ve insanını tanımanın, saygınlığını arttırmanın başlıca bir aracıdır. 21. Yüzyılda yaklaşık 200 milyon insanın anadili olacak Türkçemizin, kültürümüzün taşıyıcısı niteliğiyle, ortak kültür zenginliklerinin paylaşılmasında, iletişim ve işbirliğinde büyük işlevi olacaktır.
Bu üç anlayışın çerçevesinde, güvenliğimizin, ekonomimizin ilgili birimleriyle ve hem kamu hem de özel girişim çevreleriyle, işçi sendikalarımızla, ilgili sivil toplum kurumlarıyla, kültür, düşünce ve basın dünyasıyla ilişkilerimizi geliştireceğiz .Onların deneyimini, eleştiri ve önerilerini alacağız ve değerlendireceğiz. Hem ekonomi hem kültür alanında ilgili bakanlıklarla ve öteki kamu birimleriyle işbirliği içinde kendilerine katkımızı sunacağız. Türkiye’nin dünyada yüceltilmesi, tek başına Dışişleri Bakanlığımızın görevi olamaz, ancak toplumun ortak çalışmalarıyla bu gerçekleşebilir.
2) Dünyadaki başarılı dışişleri bakanlıklarının, etkin dış siyaset örneklerinin özelliği, politikalarının oluşumunu üç büyük kaynaktan yararlanarak, üç kaynağın katkısıyla geliştirmeleridir.
- Bakanlığın kendi deneyimi ve kendi kadroları;
-Ülkenin parlamentosu;
- Toplumun bilim, düşünce ve üniversite çevreleri.
Ülkemizin kamuoyunda, geleneksel olarak,dış siyasetin oluşturulmasında her şey Dışişleri Bakanlığından beklenmiştir.Gerek TBMM’nin, gerekse üniversiteler ve bilim çevrelerinin, bu siyaset oluşumdaki payı büyümelidir. Böylece dış siyaset, blimin ve parlamentonun çok değerli katkılarından daha fazla yararlanabilmelidir.
Bizim yönetimimizde, bu en önemli iki kaynağın katkıları artacaktır. Siyasi partilere ve milletvekillerine danışılarak, onların bilgisiyle ve birikimiyle politikalar şekillenecektir. Üniversiteler ve bilim çevreleriyle organik ilişkiler kurulacak, sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapılacak, bu çevrelerin kendi birikimlerini dış siyasete katmalarını sağlayan düzenli ve sürekli mekanizmalar getirilecektir.
Bu anlayışın ilk ve mütevazı adımı olarak, TBMM’de temsil edilen, hükümette yer almayan partilerin liderleriyle görüşmeler yaparak onların düşüncelerini, önerilerini ve eleştirilerini alacağım. Kendilerine bilgi sunacağım.
Nihayet, dış siyaset, insanlarımızın günlük yaşamını etkileyen, çocuklarının geleceğini belirleyen başlıca bir etkendir. Topluma sürekli bilgi vereceğiz.Tarihin ve binlerce yıllık bir kültürün imbiğinden süzülerek gelmiş halkımızın değerlendirmesini her aşamada dikkate alacağız ve onun bize vereceği güçle, ona layık bir Dışişleri Bakanlığı olacağız.
-III-BAZI POLİTİKALARIN ÖZETİ
*** İNSAN HAKLARI: Türkiye’nin dış siyaseti, çağdaş, demokratik, laik bir hukuk devletinin yansımasıdır; bu özelliklerinin bir ifadesidir. Dışişleri Bakanlığımız, insan haklarının ve demokrasinin gelişiminde geleneksel ve onurlu bir işlevin sahibidir; Tanzimat döneminden başlayan, günümüzde devam eden sürekli bir gelişimin öncüleri arasındadır. Bu özelliğimizi, geliştirerek sürdüreceğiz. Çalışmalarımızı ve önerilerimizi, yakın bir tarihte Başbakanlığa ve İnsan Haklarında Sorumlu Devlet bakanlığına sunacağız.
***TERÖRİZM: Çağımızın bir hastalığı da terörizmdir. Terörizme karşı mücadelede uluslar arası işbirliği, öncelikli bir konumuz olmaya devam edecektir. Ülkelerin bu işbirliğine katkıları ya da bundan kaçınmaları, bizim kendilerini değerlendirmelerimizde önemli ölçüt olacaktır. Öte yandan, yurt dışından kaynaklanan ve ülkemizin anayasal düzenine yönelen tehditlerin önlenmesine, dış siyasetin katkılarını sürdüreceğiz.
***DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER: Ülkeler arasında ekonomik işbirliği ve etkileşim yoğunlaştıkça, gerilim nedenleri azalmakta ve barış dinamikleri güçlenmektedir. Dışişleri Bakanlığının başlıca bir işlevi, Türkiye’nin ekonomik büyümesine ve ticari gelişimine dış siyasetin katkısını getirmektir. Bu anlayış, önümüzdeki dönemin başlıca hedeflerinden birini oluşturuyor. Bu düşüncelerle, varolan çalışmaları geliştirmekteyiz. Türk girişimcilerin yararlanacağı katkıları sağlamak üzere, dış temsilciliklerimize özel görevler vereceğiz. Dış temsilciliklerimiz, aynı zamanda, ekonomimizin bir uzantısı olarak işlev taşıyacaktır. Bu konuda hazırladığımız talimat dış temsilciliklerimize ulaştırılmaktadır. Türkiye’nin dış ekonomik ilşkilerinin geliştirilmesi bağlamında, KEİ, EİT, İSEDAK ve D-8 gib
i çoğuna öncülük ettiğimiz bölgesel ve çok taraflı işbirliğine katkımızı etkin olarak sürdüreceğiz.
***EKONOMİNİN YENİ AÇILIM ALANLARI: Türkiye’nin ekonomisi güçlendikçe, dünyadaki hareket alanı da genişlemiştir. Bakanlığımız, mevcut ekonomik beraberliklerimizin ve tercihlerimizin yerini almak üzere değil, onları bütünlemek ve çeşitlendirmek anlayışıyla, yeni ekonomik açılımların siyasal alt yapısını geliştirecektir. Bu bağlamda, Hindistan, Rusya, Çin benzeri büyük ölçekli ekonomilerle daha yakın ekonomik ilişkilerin temelleri oluşturulacaktır. Atlantik’in her iki yakasında belli başlı ülkelerce Türkiye’nin kilit bir konumda görüldüğünün bilincinden hareketle, Amerika kıtasıyla ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için planlı bir çalışma yapılacaktır. Aynı yaklaşım, Türkiye’nin, Pasifik havzasına açılımı için hayata geçirilecektir. Öte yandan, Hazar petrollerini dünya piyasalarına taşıyacak ana boru hattının Türkiye üzerinden geçmesinin sağlanması öncelikli bir hedefimizdir. Ülkemizin ekonomik çıkarlarının ve çevre kaygılarının yanı sıra, bu proje, dünyaya sürekli ve güvenilir bir ulaşım hattı sağlayacaktır. Boğazların güvenliği bu stratejinin önemli bir parçasıdır.
Türkiye’nin bu alandaki çalışmalarının hızlandırılmasını ve etkin bir koordinasyonuna kavuşturulmasını öngörmektedir.
***YURTDIŞINDAKİ VATANDAŞLARIMIZ: Türkiye’nin dışında yaşayan yurttaşlarımıza bakış açımız öncelikle onların ve çocuklarının mutluluğu ölçütünden hareket edecektir. Dünyaya açılmak farklı ülkelerde yaşamak, kendi kişiliğine, kültürüne, bağlılıkla çelişmez. Aksine, tamamlayıcı, zenginleştirici bir olgudur. İnsanlarımız, bulundukları ülke ile Türkiye’nin ilişkilerinde bir anlayış köprüsü oluşturmalıdır. Çözüm önerilerimiz, bu bilinci taşımak kararlılığındadır. Yurttaşlarımızın, yabancı düşmanlığından kaynaklanmış saldırılardan korunması, sosyal ve siyasal haklarının gelişmesi için Dışişleri Bakanlığı olarak elimizden geleni yapacağız.
***AVRUPA BİRLİĞİ: Avrupa Birliğine tam üye olmak, Türkiye için anlaşmalardan doğan bir haktır. Bu hakkımızı en kısa zamanda elde etmek için, üzerimize düşen her türlü gayreti göstereceğiz. Avrupa Birliğinin anlaşmalardan doğan yükümlülüklerinin ve uygulamalarının yakın takipçisi olacağız. Bakanlık olarak, Avrupa Birliği üyeliğimizin gerçekleşmesi için çok yoğun bir çalışmanın içindeyiz, bunu arttırarak sürdüreceğiz. Ancak, Türkiye, süresi ve sonucu belirsiz bir bekleyişe mahkum değildir. Türkiye, Avrupa Birliği üyeliğini bir saplantıya dönüştürmeksizin, bir yandan Avrupa Birliğine tam üye olarak katılmanın tüm çalışmalarını sürdürecek, bir yandan da, kendi siyasal ve ekonomik dinamizmini dünyanın her köşesine ulaştıracaktır.
***ABD: Dış siyasal dengelerimizde özel bir yeri olan ABD ile dostluk ve ittifak temellerine dayalı stratejik işbirliğini her alanda geliştirmek düşüncesindeyiz. Ekonomik ve siyasal ilişkilerin önünde zaman zaman engel yaratan yanlış izlenimleri gidermek gerekir. Bu bağlamda, karşılıklı menfaate zarar veren dar açılı ve ön yargılı yaklaşımları etkisiz kılmak için çalışmalar yapılacaktır. ABD’deki Türk toplumunun güçlendirilmesini, ilişkilerimizin gelişiminde önemli bir etken olarak nitelendirmekteyiz.
***TÜRKİ CUMHURİYETLER: Dost ve kardeş Orta Asya Türk cumhuriyetleriyle işbirliğimizi eşit ortaklar olarak daha ileriye götüreceğiz. Bu ülkelerin, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine büyük önem veriyoruz, demokrasi içinde gelişmeleri ve uluslar arası toplumla bütünleşmeleri doğrultusunda destek olacağız.
***İSLAM ÜLKELERİ: İslam ülkeleri arasında dostluk, işbirliği ve dayanışmanın geliştirilmesi öncelikli amacımızdır. Bu bağlamda, İKÖ’ne desteğimiz sürecektir.
***KOMŞU ÜLKELERLE İLİŞKİLER: Komşu ülkelere yaklaşımımızda, bağımsızlık,egemenlik ve toprak bütünlüğünün korunması ilkeleri, işbirliği ve komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesi politikamızın temelini oluşturur. Bunun yanı sıra, ortak menfaatler, içişlerine karışmama, sınır güvenliği ve terörizmle mücadelede işbirliği, bu ilişkilerimizin öteki ölçütlerini meydana getirir. Bze dostça yaklaşana, fazlasıyla dostluk göstermek bizim geleneğimizdir. Dostluğa sığmayan davranışlara karşılık vermek ise doğaldır.
***RUSYA: Kuzey komşumuzla ekonomik ilişkilerimiz, bu bağlamda, ticaret, müteahhitlik hizmetleri ve turizm hızla gelişmektedir. NE var ki, ekonominin sağladığıelverişli zeminden yeterince yararlanıldığını, ekonomiye parelel düzeyde siyasal ilişkilerin oluştuğunu söylemek zordur. Ekonomide ulaşılan başarılar, iki ülkenin uluslararası düzeyde daha yakın işbirliğine girmelerine yol açabilmelidir.
***YUNANİSTAN: Yunanistanla aramızdaki bazı anlaşmazlıkların sürekliliğine rağmen, Madrid Zirvesinde oluşturulan iyi niyet zemini, olumlu gelişmelerin başlangıcı olabilecektir. Türkiye, bu iyiniyet ortamından yararlanmak kararlılığındadır. Yunanistanın da bu yaklaşımı paylaşması, Madrid uzlaşmasının üzerine barışçı gelişmelerin bina edilmesini mümkün kılacaktır.
***KIBRIS: Kıbrıs Türk halkı, Türkiye’nin hem insani, hem de askeri güvencesi altındadır. Bu güvencenin kaynağında, uluslar arası anlaşmaların garantör devletlere tanıdığı yetkiler ve verdiği görevler vardır. Kıbrıs Rum kesimine yerleştirilen gelişmiş silahlar, anlaşması yapılan S-300 füzeleri ve Yunanistan’la oluşturulan ortak askeri doktrin gibi gelişmeler, Kıbrıs’ın, sadece KKTC bakımından değil Türkiye için de bir güvenlik sorununa dönüşmesine neden olmuştur. Cumhurbaşkanı Denktaş’ın ısrarları sonucunda New York’da başlayabilen iki görüşmeler ise, Avrupa Birliği’nin yanlış ve hukuk dışı tutumunu sürdürmesiyle gölgelenmiş ve görüşmelerin devamını, Avrupa Birliği tarafından tehlikeye sokulmuştur. Türkiye olarak, bu olumsuz gelişmelerin karşısında hareketsiz kalmak mümkün değildir. 1960 antlaşmalarını hiçe sayan Avrupa Birliği kararının uygulama aşamasına gelmesi, Türkiye ve KKTC Cumhurbaşkanlarının mutabakatları ve TBMM’nin 21 Ocak 1997 tarihli kararı çerçevesine, Türkiye’nin de KKTC ile kısmi bütünleşme sürecini gündeme almıştır.
***ORTADOĞU: Türkiye, Ortadoğu’da çok önemli bir denge unsurudur. Ortadoğu barış sürecine katkılarını geliştirmeye hazırdır. Filistin dahil bütün arap ülkeleriyle tarihi dostluk ilişkilerini geliştirmenin kararlılığındadır. Türkiye, İsrail’le sürdürdüğü ve hiçbir ülkenin aleyhine olmayan, barış ve istikrara katkı olarak nitelediği dostluk ve işbirliğine devam edecektir. Bu ilişkinin yanlış algılanmış olmasından kaynaklanan yersiz tedirginliklerin ortadan kalkması için, Türkiye, Arap dostları nezdindeki bilgilendirmesini sürdürmektedir.
***IRAK: Politikalarımızın temeli, Irak’ın bağımsızlığının, egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin korunmasıdır. Irak’ın BM Güvenlik Konseyi kararlarını uygulayarak uluslar arası toplum içindeki yerini yeniden alması düşüncesindeyiz. Irak’a belirli ürünleri ithal imkanı veren BM kararı, yaptırımların Türkiye’ye yansıyan çok yüksek maliyetinin çok küçük bir bölümünü karşılayabilmektedir. Bu kararın sürdürülmesi ve genişletilmesi gerekliliğini savunuyoruz. Türkiye’nin Kuzey Irak’taki son askeri harekatı belirlenen hedeflerine ulaşmış ve birliklerimiz büyük çapta geri çekilmiştir. Bu harekat, hiçbir şekilde Irak’ın toprak bütünlüğüne zarar vermeye yönelik değildir. Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı mücadelede etkili biçimde sürdürülecektir. Sınırlarımızın güvenliğini sağlamak ve halkımızın can ve mal güvenliğini korumak doğal hakkımız ve görevimizdir. Kuzey Irak’ta istikrarın ve barışın sağlanması amacımızdır.
***BALKANLAR: Balkan ülkeleri ile tarihi ve yakın dostluk ilişkilerimizi ve işbirliğimizi en ileri düzeye çıkarmayı öngörüyoruz. Balkanlarda barış ve istikrarın sağlanmasına veya işbirliğine yönelik çok taraflı girişimlri destekliyoruz. Bölgede yeni ekonomik beraberliklerin Türkiye tarafından önerilmesine dönük imkanları araştırıyoruz.
***KAFKASLAR: Kafkaslar, Türkiye’nin Orta Asya’da açılan bir penceresidir. Bu komşu bölgede, barış ve istikrara, bölge ülkelerinin bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerinin korunmasına büyük önem veriyoruz. Koşullar elverişli olduğunda, bölgede ekonomik işbirliğinin bu amaçlara hizmet edeceğinin bilincinde davranacağız. Azeri-Ermeni uyuşmazlığının en kısa zamanda ve Azerbaycanın toprak bütünlüğü ekseninde çözümlenmesi için ikili planda ve Agik/Minsk grubu içinde aktif çaba göstermeye devam edeceğiz.
Mustafa Kemal ATATÜRK ve Dış Politika
Dış siyasetimizde başka bir devletin hukukuna tecavüz yoktur. Ancak hakkımızı, hayatımızı, memleketimizi, namusumuzu, savunuyoruz ve savunacağız. ( 1921 )
Mustafa Kemal ATATÜRK ve Dış Politika
Mustafa Kemal ATATÜRK ve Dış Politika
14 Mart 2011 Pazartesi
ULUSLARARSI İLİŞKİLER
ULUSLARARSI İLİŞKİLER DİSİPLİNİ
Daha önceleri siyaset biliminin bir alt dalı olan Uluslararası İlişkiler Disiplini 1900’lü yıllar ile beraber ayrı bir disiplin olarak gelişegelmiştir. Bununla beraber uluslararası ilişkiler ile siyaset bilimini birbirinden ayırmak neredeyse imkânsızdır. Ancak 20. yüzyılın başında Uluslararası İlişkiler, siyaset biliminin yanında ayrı bir ekol olarak yerini almıştır.
Uluslararası İlişkiler Disiplini genel manada üç bilim dalından oluşur:
1)Siyasi Tarih
2)Uluslararası Hukuk
3)Uluslararası Politika
Uluslararası İlişkiler, uluslararası sistemin güç mücadelesini tarihsel süreklilik içinde değişen egemen güçlerin ideolojik, siyasal ve ekonomik taleplerini yansıtır.
Uluslararası İlişkiler, başta devletler olmak üzere uluslararası sistem içerisinde yer alan çeşitli odaklar arasındaki öncelikle siyasal, hukuksal ve ekonomik ilişkileri inceleyen ve analiz eden bir bilim dalıdır. Bu anlamda eklektik bir disiplin olan uluslararası ilişkiler, dünyada yer alan toplumların siyasal, hukuksal ve ekonomik özelliklerinin ‘’dış’’a ilişkin yönlerini ele alarak irdelemektedir.
Uluslararası İlişkiler kavramını ilk defa XVIII. Yüzyılın sonunda J. Bentham tarafından kullanılmış ve bundan sonra da kullanılagelmiştir. Uluslararası İlişkiler bir tür dış siyaset bilimi niteliğine sahiptir. Uluslararası İlişkiler incelenirken devletler arasındaki barışa veya savaşa yönelik ekonomik, politik ve kültürel ilişkiler, uluslararası örgütlerin oynadığı rol, uluslar aşırı güçlerin yaptıkları etki ve devlet sınırlarını aşan mübadeleleri bir bütün olarak ele alınmaktadır.
Uluslararası İlişkiler Disiplini, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında ortaya çıkan dünyaya yeni ve daha barışçı bir şekil verme arayışındaki idealist düşüncelerin toplamı olarak gündeme gelmiş, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ise diğer sosyal bilim alanlarından farklılaşarak bağımsız bir yapıya girmiştir. Bununla beraber Uluslararası İlişkiler Antik Çağlara kadar inmektedir esasında.
1919 senesinde bir kürsü olarak David Davies tarafından kurulan disiplin ülkemizde ise ilk defa 1958 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğrenime başlamıştır. Daha sonraki yıllarda ise İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi bünyesinde diğer üniversitelerde bir program olarak açılmaya başlamıştır.
Kısaca Uluslararası İlişkiler; uluslararası politikayı, uluslararası ekonomik ilişkileri, uluslararası hukuku ve uluslararası güvenlik ilişkilerini içerir.
Bir ilişki türü olarak Uluslararası İlişkiler M.Ö. 3000 ilâ 4000 yıları arasında hüküm süren Sümer şehir devletleri ile başlatılabilir. Kadeş Antlaşması ise en eski en önemli uluslararası belgedir. Yine M.Ö. Çin’deki devletlerin ilişkileri de bunun eski örnekleri arasındadır. Bununla beraber bir disiplin olarak Uluslararası İlişkilerin miladı olarak 1648 tarihli Vestfalya Antlaşması gösterilir. Vestfalya Antlaşması, 30 Yıl Savaşları ile Katolikler ve Protestanlar arasındaki savaşı sona erdirmiş ve dünyanın milli devletlere bölünmüş bir yapı arz ettiğini kabul ederek modern manada uluslararası ilişkilerin başlangıcı sayılmıştır. Ortaçağ sisteminin yerini uluslararası arenada devletler almıştır.
1919’da Uluslararası İlişkiler disiplininin doğmasında en önemli etken savaşı önleme ve barışı muhafaza etme düşüncesidir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında daha net olan Uluslararası sistem 1989 Berlin Duvarı’nın yıkılması ve akabinde SSCB’nin yıkılması ile daha kompleks bir hâl almıştır.
Disiplinler arası bir disiplin olan Uluslararası İlişkiler başta siyaset bilimi, tarih ve hukuk olmak üzere iktisat, sosyoloji, felsefe, coğrafya, psikoloji ve antropoloji ile devamlı bir ilişki ve etkileşim içindedir. Çalışma alanı çok geniş olan Uluslararası İlişkiler küreselleşme ve küreselleşmenin devlete ve topluma etkileri, sürdürebilir kalkınma, nükleer yayılma, terörizm, organize suçlar, milliyetçilik, insan hakları, çevre sorunları, güvenlik, çok uluslu şirketler, uluslararası örgütler, uluslararası kamuoyu, açlık ve su kaynakları, stratejiler gibi olguları incelemektedir.
ULUSLARARASI AKTÖRLER:
1)DEVLETLER: Uluslararası politikayı genel olarak devletler arasındaki siyasal ilişkiler belirlediği için devletler, uluslararası politikanın temel aktörleridir.
2)HÜKÜMET DIŞI AKTÖRLER: Hükümeti temsil etmeyen, lobi yaparak ya da başka bir şekilde uluslararası kamuoyunu harekete geçiren unsurlardır. Sivil toplum örgütleri, siyasal gruplar, baskı grupları, örgütlü çıkar grupları. Bunlara örnek olarak Ermeni Lobisi, Yahudi Lobisi gibi.
3)ULUSLARARASI ÖRGÜTLER: En az iki devlet tarafından oluşturulan uluslararası örgütlerdir. NATO, KEİB, NAFTA; SEATO, AB, EFTA, OPEC, OECD, ECO; UNCTAC, IMF gibi.
4)ULUSLARAŞIRI ÖRGÜTLER: Ulusal üstü örgüttür. Avrupa Birliği bu türden olup ulusal menfaatin yerine birliğin menfaatini esas alır.
5)ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER: Bu şirketler yatırım yaptıkları ülkelerin politikaları üzerinde de etki yapabilecek güce ulaşmışlardır. General Motors, Exxon, Ford, IBM, ITT gibi. Genelde bu tür şirketler ABD kökenlidir.
6)BİREYLER: Sınırlı da olsa bireylerin de uluslararası politikada etkileri vardır. Örneğin, Hint evsizlerine yardımı ile Rahibe Terasa, Afkika’da aç insanlara yardımı ile Bob Geldaf.
ULUSLARARASI İLİŞKİLER TEORİLERİ :
1)DİPLOMASİ TARİHÇİLERİ: Dış politika ve diplomasiyi bir sanat olarak görürler. Her tarihsel olay ve olguyu tek tek ve bütün ayrıntıları ile ele alırlar ve genelleme yapmazlar.
2)İDEALİZM: Birinci Dünya Savaşı sonrasında savaşı engelleme ve barışı sürdürme amacını taşımaktadır. Liberal teoriyi de içinde barındıran bu teoride devletler salt siyasi değil ekonomik ilişkilerle de birbirine bağlıdır. Savaş yıkıcı olmasından dolayı zararlı olarak görülür. ABD başkanı W. Wilson ile yükselişe geçen teori İkinci Dünya Savaşı ile itibarını yitirmiştir. İdealistler uluslararası sistemde devletlerin uyacakları kuralları geliştirerek sürekli barışı tesis etme amacı güderler. Dante Alighieri’nin Monarşi üstüne yazdığı eser ilk örneğini teşkil eder. Duc de Sully Dubios, Cruce Rousseau, Bentham ve İ. Kant uluslararası örgütlenme ile geliştirilecek hukuk kuralları sayesinde uluslararası barışın sağlanacağına inanırlar.
3)REALİZM: Uluslararası sistemin temel aktörü devletlerdir. Devletler çıkarları doğrultusunda hareket edip iktisadi ve askeri güç peşinde koşarlar. Güç dengesi ve çıkar ön plândadır. İkinci Dünya Harbi ile yükselişe geçen bu teorinin temsilcileri Thucydides, Morgenthau, Machiavelli ve T. Hobbes’tir.
Siyasal idealizmin, 1930’da Almanya’da Nasyonal Sosyalizmin iktidara gelmesiyle itibar kaybetmesi üzerine yerini 1970’lere kadar sürdürecek olan Realizm almıştır. Uluslararası politika herkesin herkesle çatıştığı bir kaos ortamıdır. Bu güç mücadelesinin aktörleri devletlerdir. Uluslararası politika milli çıkara dayandığı için devletler duygusal hareket etmezler yani ulusal çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yaparlar. Bu sebeple uluslararası hukuk ve uluslararası örgütler çok faydalı olamazlar. En önemli temsilcisi Uluslararası Politika kitabıyla Hans Morgenthau’dur.
4)YENİREALİZM/GERÇEKÇİLİK: Klasik ve neoklasik akımın bazı unsurlarını kabul etmekle beraber insan tabiatına vurgu yapar ve devletin ahlaki boyutunu reddederek bilimsel bir yaklaşım geliştirir. Bu teorinin kurucusu olarak da Kenneth Waltz kabul edilir. Uluslararası sistemin anarşik bir durum arz ettiğini söyler. Gücün askeri yönüne büyük ağırlık verilmesi, iç ve dış politika arasındaki etkileşimin önemsenmemesi, karşılıklı bağımlılığın göz ardı edilmesi gibi hususları eleştirir.
5)DAVRANIŞSALCI AKIM: Doğa bilimlerindeki bilimsellik ölçütünün sosyal bilimlerde de uygulanabileceğinden hareket eder. Dış politikada ölçülebilirlik ve karşılaştırılabilirlik konularını ele alır.
6)YAPISALCILAR: Kökeni Durheim ve Marx’a kadar uzanır. Özelliği toplumsal olayların bir bütün olarak irdelenmesidir. Dünya ekonomisi, üretim biçimi, toplumsal sınıflar arasındaki ilişkileri ön plâna çıkartırken, devletler sistemini ikinci plâna iter.
7)ÇOĞULCU PERSPEKTİF. Gerçekçi ve realist akımların izlerini taşıyan ve devlet merkezli bakış açısını zorlayan özellikle de karşılıklı bağımlılık olgusunu öne çıkaran bir yaklaşımdır. Devletler arasındaki siyasal sınırların giderek azaldığını, iç-dış politika arasındaki ayrımın oldukça güçleştiğini, uluslararası politikanın ekonomik olaylardan giderek daha fazla etkilendiğini savunmaktadır.
ULUSLARARASI İLİŞKİLER SİSTEMİ:
I-DIŞ POLİTİKAYI ETKİLEYEN FAKTÖRLER:
A)GENEL ORTAM:
1)Fiziki Çevre: Coğrafi/topografik yapı, denizler, mevki ve jeopolitik yapı, tabii kaynaklar..
2)Beşeri Çevre: Nüfus ve nüfus hareketleri, etnik ve dinsel farklılıklar..
B)İÇSEL ORTAM:
1)Sosyo-politik yapı:
a)Siyasal rejim,
b)Kamuoyu.
2)Karar Alma Süreci:
a)Karar alma zemini,
b)Karar alıcılar.
3)Dışsal Ortam:
a)Güç dengesi,
b)Uluslararası Hukuk,
c)Uluslararası Örgütler.
II-DIŞ POLİTİKA ANALİZİNDE GÜÇ YAKLAŞIMI:
1)Askeri güç/Ekonomik güç: Gücün temel öğeleri,
2)Gücün Üçüncü Boyutu:alanı, yelpazesi ve kapsamı.
III-DIŞ POLİTİKA ANALİZİNDE KARAR ALMA SÜRECİ:
1)Bilgi, imaj, algılama.
2)Durum tanımlama,
3)Seçenekler arasındaki tercih.
4)Karar alınması ve uygulanması.
IV-BAŞLICA DIŞ POLİTİKA AMAÇLARI:
1)Varolmaya ilişkin,
2)Güvenlik, prestij yelpazesi üzerine,
3)Uzun vadeli, jeopolitik ve ideolojik amaçlar,
4)Statükocu ve emperyalist amaçlar.
V)DIŞ POLİTİKA ARAÇLARI:
1)SİYASAL ETKİ ARAÇLARI:
a)Diplomasi,
b)Propaganda,
c)Siyasal araçlarla siyasal etki yaratma:
-Önlem Yoluyla:
*İkna,
*Vaat veya tehdit,
*Oldu-bitti,
*Çözüm önerme.
-Önlem Yoluyla:
*Diplomatik kanallarla,
*Sosyo-politik önlemler,
*Akeri mobilasyon,
*Diplomatik ilişkilerin kesilmesi.
2)EKONOMİK ETKİ ARAÇLARI:
a)Dış Ticarete İlişkin;
-Boykot,
-Ambargo,
-Abluka.
b)Fiziki Önlemler:
3)ASKERİ ETKİ ARAÇLARI:
4)KARMA ETKİ ARAÇLARI:
ULUSLARARASI İLİŞKİLER SİSTEMİNİN TARİHİ SEYRİ:
XVI. ASRA KADAR AVRUPA: XVI. asra kadar Avrupa’da siyasal örgütlemelerden söz edilemez. Milli devletler yok ve etnik ulus kavramı daha oluşmuş değil. Rönesans İtalya’sının en önemli özelliği diplomasi kurumlarını oluşturması ve geliştirmesidir. Diplomatların raporlarına çok önem verilmiş ve diplomatlar uluslararası bilgi kaynağı olarak görülmüştür.
XVI. ve XVII. YÜZYILDA AVRUPASI: Kilise ve manastırlar, monarklar ve küçük cumhuriyetlerin yerini hanedanlıklar ve bunların temsil ettiği merkezileşmiş siyasal üniteler almaya başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu, gücünün zirvesinde olup doğudan ve Akdeniz’den Avrupa’yı tehdit etmektedir. Osmanlı Türkiyesi, Avrupa’nın uluslararası siyasetinde etkindir.
XVIII YÜZYIL AVRUPASI: Diplomatik etki ve askeri kapasite bu asırda büyük devletler arasında nispeten eşit bir şekilde paylaşılmıştır. İttifaklar sürekli şekilde değişen çıkarlara dayanmaktadır ancak ideolojik amaçlı ittifaklar söz konusu değildir. Bununla beraber Osmanlı İmparatorluğu’na karşı dini-ideolojik ittifaklar kurulmuştur. Sistemde savaşlara oldukça sık rastlanmaktadır. Bu asrın en önemli özelliği güç dengesi kurallarının tam manasıyla uygulanmış olmasıdır. Gerektiğinde düşmanla bile ittifaklar yapılmış ve gerektiğinde tarafsız politikalar izlenmiştir.
XIX. YÜZYILDA ULUSLARARASI SİSTEM: Sıradan insanlar da siyasal yaşama katılmaya başlamıştır. Milliyetçilik hareketleri hız kazanmış, imparatorlukları zorlamaya başlamıştır. Diplomasi ve dış politika karmaşık bir hâle gelmiştir. Bilimsel ve teknolojik icatlar savaşlarda uygulanmaya başlamıştır. İdeolojik öğeler ortaya çıkarak çatışma ortamı yaratmaya başlamıştır. Bunun ilk örneği Fansız İhtilâlidir! Uluslararası sisteme yeni devletlerin eklenmesi ile uluslararası sistemin sınırları genişlemiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük devletler arasındaki yeri sarsılmış ve Türkiye yeni ittifaklar yoluyla denge politikası izlemeye yönelmiştir. İmparatorluk Bununla beraber Avrupa’daki ittifak ve anlaşmaları ise kuşku ile izlemiştir.
XX. YÜZYILDA ULUSLARARASI SİSTEM: Devlet dışındaki aktörler de uluslararası politikaya katılmaya başlamıştır. Balkanlar’da milliyetçilik hareketleri Osmanlı Türkiye’sini fazlası ile rahatsız etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu denge siyaseti izlemeye devam etmiş ve imparatorluk içinde farklı ideolojiler öne çıkmıştır. I. Cihan Harbi sonrasında Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya ve Avusturya-Macaristan imparatorlukları da parçalanmıştır. Rusya’ya komünizm hâkim olmuştur. Nükleer silahlar ortaya çıkmıştır. İdeolojik çatışmalar uluslararası politikaya egemen olmuştur. İki büyük dünya savaşı bu asırda yaşanmıştır. II. Dünya Savaşı sonrası Soğuk Savaş dönemi ile İki Kutuplu Sistem dünyaya hâkim olmuştur. 1960’lardan itibaren gevşek iki kutuplu sisteme geçilmiş ve sınırlı bölgesel savaşlar yaşanmıştır. 1980’lerden 1990’lara kadar uluslararası sistemde yumuşama başlamıştır. Salt I-II görüşmeleri ile stratejik silahlar üzerinde ABD ve Rusya arasında anlaşmalar yapılmıştır.
XXI. YÜZYILA GİRERKEN ULUSLARARASI SİSTEM: Gorbachhev’un SSCB’nin başkanı olması ile komünist dünyada yenileşme hareketleri Sovyet sistemin sonu olmuştur. 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması ile İki Kutuplu Sistem çökmüştür. 1991’de ise Doğu Bloku dağılmıştır ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği parçalanmıştır. Körfez Savaşı ile de ‘’Yeni Dünya Sistemi’’ olarak adlandırılan bir sistemden bahsedilmeye başlanmıştır. İki Kutuplu Sistemin yıkılması ile uluslararası sisteme istikrarsızlık ve karmaşa hâkim olmuştur. Belirleyici öğe olan askeri güçten ekonomik ve mali yöne doğru bir kayma başlamıştır. Örneğin, Avrupa Birliği.
ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE BAZI TEMEL KAVRAMLAR:
Abluka: Bir devletin dışarı ile olan ilişkisinin zor kullanarak ya da tehdit yoluyla kesilmesi.
Açık Diplomasi: Diplomatik görüşmelerin, hak ve sorumlulukların kamuoyunun bilgi ve denetime açık olması.
Agremon: Atanan elçinin, atanılan ülke hükümeti tarafından kabul edilmesi.
Ambargo: Hedef ülkeye yapılan ihracat ve taşımacığa yasak getirmek.
Antant: Anlaşmaların sonucunda yapılan ortak hareket etme birlikteliği.
Antisemitizm: Yahudi aleyhtarlığı, Yahudi düşmanlığı.
Antlaşmaların Çatışması: Aynı konuyu işleyen anlaşma hükümlerinin birbiri ile bağdaşmaması.
Antlaşmaya Katılma: Antlaşmaya taraf olmayan ülke ya da ülkelerin sonradan o anlaşmaya dahil edilmesi.
Apartheid: Güney Afrika’da beyaz olmayanlara karşı uygulanan siyasal ve ekonomik ayrımcılık.
Arabuluculuk: Üçüncü bir devlet ya da uluslararası hükmî kişisinin yardımına başvurma.
Ardıllık: Yeni kurulan devletin eski devletin külfetini taşıması.
Asimilasyon: Bir toplumdaki etnik ya da kültürel azınlıkların hakim kültür içerisinde eritilmesi süreci.
Ateşkes: Silahlı çatışmanın geçici ya da belli süre durdurulması.
Ayrım Gözetilmeme İlkesi: Tüm devletler ya da yurttaşların arasında eşit davranılmasını öngörerek her türlü hukuksal ayrımın yasaklanmasıdır.
Bağımlılık: İki ya da daha fazla uluslararası politika biriminin simetrik olmayan bir etki ilişkisi içinde bulunmaları.
Bağımsızlık: Bir devletin başka devletlere siyasi, askeri ve ekonomik olarak boyun eğmeme durumu.
Bağlantısızlık: Bloksuzluk. Uluslararası politikaya kayıtsız olmayıp bilakis aktif bir politika izlerler. II. Dünya Savaşı sonrasında Hindistan, Mısır, Asya ve Afrika’da yeni bağımsızlığını kazanmış devletlerce kurulmuş bir teşkilat.
Barış İçinde Bir Arada Yaşama: SSCB’de ortaya atılan kapitalist ve sosyalist ilişkilerin savaşa yol açmadan sürdürebileceğini ileri süren yaklaşım.
Böl ve Yönet: Bir ülkenin iç çelişkilerinden faydalanarak çatışmayı sıcak tutup ilgili devletin güçsüz kılınması ve üzerinde denetim kurulması.
Casus Foederis: Birinin diğerini haklı yardıma çağırması.
Caydırma: Gelebilecek nükleer saldırıyı önlemek maksadıyla misliyle karşılık verebilme durumu.
Çevreleme Politikası: ABD’nin SSCB’yi çevreleyen ülkeleri yanına çekerek, kuşatma politikası.
Çok Başlıklı Füze: Birden çok nükleer başlık taşıyabilen füzenin aynı hedefi vurabilmesi.
Çok Taraflı Kuvvet: Batı Blokunda 1960’larda ortaya çıkan nükleer silahların kullanımı paylaşma stratejisi.
Daimi Tarafsızlık: Hem savaş hem barış dönemlerinde izlenen tarafsızlık politikası.
De Jure: Devleti ya da hükümeti tam, kesin ve hukuki olarak tanımak.
De Facto: Bir devleti fiili, dereceli, hukuki ilişkilerde sınırlı olarak tanımak.
Dengenin Dengeleyicisi: XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Avrupa’da, ittifaklar karşısında ittifaklar oluşturma veya denge anlayışında üçüncü öğede zayıf kalan tarafın yanında yer alarak dengeyi sağlamak.
Detant Sistemi: Marton Kaplan’ın uluslararası sistemi açıklayan teorisi. ABD ve SSCB arasındaki olumlu gelişmelerin varsayımına dayanır. SSCB daha açık toplum olmaya, ABD’nin ise muhafazakâr tutumunu yumuşatma eğilimine vurgu yapar.
Dış Borç: Bir ülkenin, ülke dışı kaynaklardan sağladığı para ve sair olanakları ödünç alması.
Dış Politika: Bir devletin dışa ilişkin siyasi, ekonomik, hukuki vb tüm tutumları benimsemekle beraber daha çok siyasi ve diplomatik ilişkiler olarak düşünülür.
Dış Politika Amaçları: Bir ülkenin dış politikasının yöneldiği genel hedeflerdir. Temel amaç öz varlığını korumak, savunmasını güçlendirmek ve son olarak uluslararası arenada etki yapmaktır.
Dış Politika Stratejisi: Dış politika amacına ulaşmak için yöneltilen genel politikalar.
Diplomasi: Geniş manada bir devletin tüm dış ilişkilerin; dar anlamda ise bir hükümetin belirli konulardaki kanı ve görüşlerinin diğer devletlerin karar alıcılarına iletmesidir.
Diplomat: Devletini uluslararası düzeydeki ilişkilerde temsil etmekle resmi olarak görevlendirilmiş özel kişilerdir.
Diplomatik Protokol: Diplomatik misyon üyeleri arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallar bütünüdür.
Drago Doktrini: Arjantin dışişleri bakanı tarafından borçlu ülkelere zor kullanılmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ortaya koyan görüşü.
Eisenhower Doktrini: ABD başkanı Eisenhower’in Ortadoğu politikası. SSCB tehdidine karşı Ortadoğu ülkelerine askeri ve ekonomik yardım yapılması görüşü (1957). ABD’nin bölgede İngiltere ve Fransa’nın boşluğunu doldurma politikası.
Emperyalizm: Bir devletin kendi sınırları dışında yaşayan başka halklar üzerinde onların rızası olmaksızın denetim kurmayı amaçlayan dış politikası.
Esnek Karşılık Stratejisi: 1960’dan sonra NATO’nun kabul ettiği askeri strateji. Karşı bloktan gelebilecek saldırının niteliğine göre uygun şekilde karşılık vermeyi amaçlayan savaş politikası.
Etki Alanları: Bir devletin kendi çıkarları doğrultusunda egemenliği altında bulunmamakla beraber denetim hakkı iddia ettiği yabancı topraklar.
Etnosentrizm: Kendi etnik grubunun ya da kültürünün diğerlerinden üstün olduğu tezi.
Güç Dengesi: Bir güç karşısında onu dengeleyecek güç veya güçlerin varolması.
Güç Yaklaşımı: Çağdaş temsilcisi H.J. Morgenthau’dur. Devletler milli çıkarları peşinde koşarlar. Bu çıkarlarını gerçekleştirmek için de güce ihtiyaçları vardır. Silahlanma, ittifaklar oluşturma, tazminat alma, ‘’böl ve yönet’’ stratejileri güç artırmanın yollarıdır.
Haberalma: Bir devletin diğer devlet veya devletlerin gücüne, etkinliklerine ve olası hareket yönleri ile niyetlerine ilişkin bilgi toplaması.
Hakkı Yitirici Vazgeçme: Uluslararası hukuk kişisinin sahip olduğu haklarından tek taraflı vazgeçme durumu.
Hallstein Doktrini: Federal Almanya’nın Doğu Almanya’yı tanıyan devletlerle olan ilişkisini kesme politikası.
Harmel Raporu: 1967, NATO’nun Doğu ile olan ilişkilerini iyileştirmesine yönelik raporu.
Hiyerarşik Uluslararası Sistem: Bir devlet ile diğerleri arasındaki güç pozisyonu simetrik olmayan bir dağılım göstermektedir. Hegemonya kurma biçimi.
İç Sular: Esas hattın berisinde kalan deniz parçası.
İçişlerine Karışma: Bir ülkenin iç meselelerine müdahale etme.
İkinci Vuruş Yeteneği: Nükleer saldırı sonrasında karşı tarafa cevap verebilme yeteneği.
İlhak: Bir devletin bir başka devlete ait olan veya sahipsiz bir toprak parçasını kendi ülkesine katması.
İrrendentizm: Bir devletin başka ülkelerde yaşayan soydaşı ve yakınları üzerinde hak iddiasında bulunması ve toprak talep etmesi.
Kamuoyu: Genel manada belirli bir sorun karşısında fikir ve kanaat sahibi olan kişilerden oluşan grup.
Kapalı Diplomasi: Başka deyimle saray diplomasisi de denir. Görüşmeler gizli yürütülür.
Karar Alma Yaklaşımı: Davranışçı sosyal bilim anlayışı çerçevesinde sosyoloji, sosyal psikoloji, haberleşme ve örgüt teorileri ile ilgili olarak bir uygulama alanına sahiptir. Devlet, kendi adına resmi kararları alan karar alıcılar olarak tanımlanmaktadır.
Kendi Kendini Sınırlama: Hukuk, gücünü devletin varlığından alır. Hukukun belirli konularda kendini sınırlayarak siyasileri ilgilendiren konularda susmasıdır.
Kıta Sahanlığı: II. Dünya Savaşından sonra ortaya çıktı. Karasularının dışında 200 metre derinliğe kadar olan deniz parçasını kapsar.
Kitlesel Karşılık Stratejisi: Karşı tarafın kullandığı silahın türüne bakılmaksızın nükleer silah ile karşılık verilmesi stratejisidir (1954).
Kadifikasyon: Uluslararası hukuk krallarının sistematik olarak yazılmasıdır.
Konferans Diplomasisi: İkiden fazla devlet temsilcisinin bir araya gelerek sorunları çözüme bağlama girişimleri.
Kültürel Diplomasi: Aralarında kültürel yakınlık olan ülkelerin daha da yakınlaşması amacıyla yapılan görüşmeler.
Manda Yönetimi: Vesayet sistemi. I. Dünya Savaşı sonrası müttefiklerin işgal ettikleri ülke halkalarına uygulamak istedikleri veya uyguladıkları vesayet sistemidir. Mandater devlet mandasından dolayı Milletler Cemiyetine karşı mesul tutulmuştur.
Mekik Diplomasisi: Her iki taraf üzerinde etkisi olan üçüncü ülkenin taraflar arasında aracı olarak sürekli görüşmelerde bulunması.
Meşru Müdafaa: Saldırıya karşı kendini koruma hakkı.
Montroe Doktrini: 18. ve 19. asırda ABD’nin yalnızlık politikası. Yani Avrupa işlerine karışmayacak buna mukabil Avrupalılar da Amerika kıtasına müdahale edemeyeceklerini ilan eden notası.
Mülteci: Siyasi olaylar nedeniyle ülkesini terke mecbur edilmiş ve herhangi bir ülkenin diplomatik himayesi altında olmayan kimselerdir.
Otarşi: Bir ülkenin iktisadi alanda kendi kendine yeterli hale gelmesidir.
Oydaşma Doktrini: Uluslararası hukuk kaidelerinin çoğunluğun rızasına göre ortaya çıktığını savunan yaklaşım.
Oyun Teorisi: Rakiplerin birbirilerini gözleyerek en yüksek faydayı elde etmek için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini saptamaya çalışan yaklaşım.
Parlamenter Diplomasi: Birleşmiş Milletler içerisinde çeşitli siyasal anlayışları temsil eden ülke temsilcilerinin yürüttüğü diplomasi.
Persona Non Grata: Diplomatik temsilcinin kabul edilmesine persona grata, kabul edilmemesine ise persona non grata denir.
Rıza Doktrini: Uluslararası arenada devletler ancak kendi rızaları ile kabul ettikleri kurallarla bağlıdırlar.
Sistem Analizi: Rasyonel karar vermede yardımcı olan tekniklerden yararlanma. Geniş anlamda tüm bilgi alanları arasında bir ilişki kurmaya çalışan sistem.
Tarafsızlık: Savaş halinde fiili ve hukuki olarak savaş dışında kalmak.
Thalweg Çizgisi: Ülke sınırları belirlenirken kullanılan hayali hat.
Tırmanma: Sınırlı bir çatışmanın giderek yoğunlaşması.
Ulusal Moral: Bir ulusun, hükümetinin dış politikasını savaşta ve barışta desteklemesi.
Ulusal Güç: Bir devletin sahip olduğu siyasal, askeri ve iktisadi güçlerinin toplamı.
Veraset Sistemi: Birleşmiş Milletler’de manda rejiminin yerini alan biçim. BM’nin 76-77 ve 79. maddeleri buna ilişkindir.
Daha önceleri siyaset biliminin bir alt dalı olan Uluslararası İlişkiler Disiplini 1900’lü yıllar ile beraber ayrı bir disiplin olarak gelişegelmiştir. Bununla beraber uluslararası ilişkiler ile siyaset bilimini birbirinden ayırmak neredeyse imkânsızdır. Ancak 20. yüzyılın başında Uluslararası İlişkiler, siyaset biliminin yanında ayrı bir ekol olarak yerini almıştır.
Uluslararası İlişkiler Disiplini genel manada üç bilim dalından oluşur:
1)Siyasi Tarih
2)Uluslararası Hukuk
3)Uluslararası Politika
Uluslararası İlişkiler, uluslararası sistemin güç mücadelesini tarihsel süreklilik içinde değişen egemen güçlerin ideolojik, siyasal ve ekonomik taleplerini yansıtır.
Uluslararası İlişkiler, başta devletler olmak üzere uluslararası sistem içerisinde yer alan çeşitli odaklar arasındaki öncelikle siyasal, hukuksal ve ekonomik ilişkileri inceleyen ve analiz eden bir bilim dalıdır. Bu anlamda eklektik bir disiplin olan uluslararası ilişkiler, dünyada yer alan toplumların siyasal, hukuksal ve ekonomik özelliklerinin ‘’dış’’a ilişkin yönlerini ele alarak irdelemektedir.
Uluslararası İlişkiler kavramını ilk defa XVIII. Yüzyılın sonunda J. Bentham tarafından kullanılmış ve bundan sonra da kullanılagelmiştir. Uluslararası İlişkiler bir tür dış siyaset bilimi niteliğine sahiptir. Uluslararası İlişkiler incelenirken devletler arasındaki barışa veya savaşa yönelik ekonomik, politik ve kültürel ilişkiler, uluslararası örgütlerin oynadığı rol, uluslar aşırı güçlerin yaptıkları etki ve devlet sınırlarını aşan mübadeleleri bir bütün olarak ele alınmaktadır.
Uluslararası İlişkiler Disiplini, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında ortaya çıkan dünyaya yeni ve daha barışçı bir şekil verme arayışındaki idealist düşüncelerin toplamı olarak gündeme gelmiş, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ise diğer sosyal bilim alanlarından farklılaşarak bağımsız bir yapıya girmiştir. Bununla beraber Uluslararası İlişkiler Antik Çağlara kadar inmektedir esasında.
1919 senesinde bir kürsü olarak David Davies tarafından kurulan disiplin ülkemizde ise ilk defa 1958 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğrenime başlamıştır. Daha sonraki yıllarda ise İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi bünyesinde diğer üniversitelerde bir program olarak açılmaya başlamıştır.
Kısaca Uluslararası İlişkiler; uluslararası politikayı, uluslararası ekonomik ilişkileri, uluslararası hukuku ve uluslararası güvenlik ilişkilerini içerir.
Bir ilişki türü olarak Uluslararası İlişkiler M.Ö. 3000 ilâ 4000 yıları arasında hüküm süren Sümer şehir devletleri ile başlatılabilir. Kadeş Antlaşması ise en eski en önemli uluslararası belgedir. Yine M.Ö. Çin’deki devletlerin ilişkileri de bunun eski örnekleri arasındadır. Bununla beraber bir disiplin olarak Uluslararası İlişkilerin miladı olarak 1648 tarihli Vestfalya Antlaşması gösterilir. Vestfalya Antlaşması, 30 Yıl Savaşları ile Katolikler ve Protestanlar arasındaki savaşı sona erdirmiş ve dünyanın milli devletlere bölünmüş bir yapı arz ettiğini kabul ederek modern manada uluslararası ilişkilerin başlangıcı sayılmıştır. Ortaçağ sisteminin yerini uluslararası arenada devletler almıştır.
1919’da Uluslararası İlişkiler disiplininin doğmasında en önemli etken savaşı önleme ve barışı muhafaza etme düşüncesidir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında daha net olan Uluslararası sistem 1989 Berlin Duvarı’nın yıkılması ve akabinde SSCB’nin yıkılması ile daha kompleks bir hâl almıştır.
Disiplinler arası bir disiplin olan Uluslararası İlişkiler başta siyaset bilimi, tarih ve hukuk olmak üzere iktisat, sosyoloji, felsefe, coğrafya, psikoloji ve antropoloji ile devamlı bir ilişki ve etkileşim içindedir. Çalışma alanı çok geniş olan Uluslararası İlişkiler küreselleşme ve küreselleşmenin devlete ve topluma etkileri, sürdürebilir kalkınma, nükleer yayılma, terörizm, organize suçlar, milliyetçilik, insan hakları, çevre sorunları, güvenlik, çok uluslu şirketler, uluslararası örgütler, uluslararası kamuoyu, açlık ve su kaynakları, stratejiler gibi olguları incelemektedir.
ULUSLARARASI AKTÖRLER:
1)DEVLETLER: Uluslararası politikayı genel olarak devletler arasındaki siyasal ilişkiler belirlediği için devletler, uluslararası politikanın temel aktörleridir.
2)HÜKÜMET DIŞI AKTÖRLER: Hükümeti temsil etmeyen, lobi yaparak ya da başka bir şekilde uluslararası kamuoyunu harekete geçiren unsurlardır. Sivil toplum örgütleri, siyasal gruplar, baskı grupları, örgütlü çıkar grupları. Bunlara örnek olarak Ermeni Lobisi, Yahudi Lobisi gibi.
3)ULUSLARARASI ÖRGÜTLER: En az iki devlet tarafından oluşturulan uluslararası örgütlerdir. NATO, KEİB, NAFTA; SEATO, AB, EFTA, OPEC, OECD, ECO; UNCTAC, IMF gibi.
4)ULUSLARAŞIRI ÖRGÜTLER: Ulusal üstü örgüttür. Avrupa Birliği bu türden olup ulusal menfaatin yerine birliğin menfaatini esas alır.
5)ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER: Bu şirketler yatırım yaptıkları ülkelerin politikaları üzerinde de etki yapabilecek güce ulaşmışlardır. General Motors, Exxon, Ford, IBM, ITT gibi. Genelde bu tür şirketler ABD kökenlidir.
6)BİREYLER: Sınırlı da olsa bireylerin de uluslararası politikada etkileri vardır. Örneğin, Hint evsizlerine yardımı ile Rahibe Terasa, Afkika’da aç insanlara yardımı ile Bob Geldaf.
ULUSLARARASI İLİŞKİLER TEORİLERİ :
1)DİPLOMASİ TARİHÇİLERİ: Dış politika ve diplomasiyi bir sanat olarak görürler. Her tarihsel olay ve olguyu tek tek ve bütün ayrıntıları ile ele alırlar ve genelleme yapmazlar.
2)İDEALİZM: Birinci Dünya Savaşı sonrasında savaşı engelleme ve barışı sürdürme amacını taşımaktadır. Liberal teoriyi de içinde barındıran bu teoride devletler salt siyasi değil ekonomik ilişkilerle de birbirine bağlıdır. Savaş yıkıcı olmasından dolayı zararlı olarak görülür. ABD başkanı W. Wilson ile yükselişe geçen teori İkinci Dünya Savaşı ile itibarını yitirmiştir. İdealistler uluslararası sistemde devletlerin uyacakları kuralları geliştirerek sürekli barışı tesis etme amacı güderler. Dante Alighieri’nin Monarşi üstüne yazdığı eser ilk örneğini teşkil eder. Duc de Sully Dubios, Cruce Rousseau, Bentham ve İ. Kant uluslararası örgütlenme ile geliştirilecek hukuk kuralları sayesinde uluslararası barışın sağlanacağına inanırlar.
3)REALİZM: Uluslararası sistemin temel aktörü devletlerdir. Devletler çıkarları doğrultusunda hareket edip iktisadi ve askeri güç peşinde koşarlar. Güç dengesi ve çıkar ön plândadır. İkinci Dünya Harbi ile yükselişe geçen bu teorinin temsilcileri Thucydides, Morgenthau, Machiavelli ve T. Hobbes’tir.
Siyasal idealizmin, 1930’da Almanya’da Nasyonal Sosyalizmin iktidara gelmesiyle itibar kaybetmesi üzerine yerini 1970’lere kadar sürdürecek olan Realizm almıştır. Uluslararası politika herkesin herkesle çatıştığı bir kaos ortamıdır. Bu güç mücadelesinin aktörleri devletlerdir. Uluslararası politika milli çıkara dayandığı için devletler duygusal hareket etmezler yani ulusal çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yaparlar. Bu sebeple uluslararası hukuk ve uluslararası örgütler çok faydalı olamazlar. En önemli temsilcisi Uluslararası Politika kitabıyla Hans Morgenthau’dur.
4)YENİREALİZM/GERÇEKÇİLİK: Klasik ve neoklasik akımın bazı unsurlarını kabul etmekle beraber insan tabiatına vurgu yapar ve devletin ahlaki boyutunu reddederek bilimsel bir yaklaşım geliştirir. Bu teorinin kurucusu olarak da Kenneth Waltz kabul edilir. Uluslararası sistemin anarşik bir durum arz ettiğini söyler. Gücün askeri yönüne büyük ağırlık verilmesi, iç ve dış politika arasındaki etkileşimin önemsenmemesi, karşılıklı bağımlılığın göz ardı edilmesi gibi hususları eleştirir.
5)DAVRANIŞSALCI AKIM: Doğa bilimlerindeki bilimsellik ölçütünün sosyal bilimlerde de uygulanabileceğinden hareket eder. Dış politikada ölçülebilirlik ve karşılaştırılabilirlik konularını ele alır.
6)YAPISALCILAR: Kökeni Durheim ve Marx’a kadar uzanır. Özelliği toplumsal olayların bir bütün olarak irdelenmesidir. Dünya ekonomisi, üretim biçimi, toplumsal sınıflar arasındaki ilişkileri ön plâna çıkartırken, devletler sistemini ikinci plâna iter.
7)ÇOĞULCU PERSPEKTİF. Gerçekçi ve realist akımların izlerini taşıyan ve devlet merkezli bakış açısını zorlayan özellikle de karşılıklı bağımlılık olgusunu öne çıkaran bir yaklaşımdır. Devletler arasındaki siyasal sınırların giderek azaldığını, iç-dış politika arasındaki ayrımın oldukça güçleştiğini, uluslararası politikanın ekonomik olaylardan giderek daha fazla etkilendiğini savunmaktadır.
ULUSLARARASI İLİŞKİLER SİSTEMİ:
I-DIŞ POLİTİKAYI ETKİLEYEN FAKTÖRLER:
A)GENEL ORTAM:
1)Fiziki Çevre: Coğrafi/topografik yapı, denizler, mevki ve jeopolitik yapı, tabii kaynaklar..
2)Beşeri Çevre: Nüfus ve nüfus hareketleri, etnik ve dinsel farklılıklar..
B)İÇSEL ORTAM:
1)Sosyo-politik yapı:
a)Siyasal rejim,
b)Kamuoyu.
2)Karar Alma Süreci:
a)Karar alma zemini,
b)Karar alıcılar.
3)Dışsal Ortam:
a)Güç dengesi,
b)Uluslararası Hukuk,
c)Uluslararası Örgütler.
II-DIŞ POLİTİKA ANALİZİNDE GÜÇ YAKLAŞIMI:
1)Askeri güç/Ekonomik güç: Gücün temel öğeleri,
2)Gücün Üçüncü Boyutu:alanı, yelpazesi ve kapsamı.
III-DIŞ POLİTİKA ANALİZİNDE KARAR ALMA SÜRECİ:
1)Bilgi, imaj, algılama.
2)Durum tanımlama,
3)Seçenekler arasındaki tercih.
4)Karar alınması ve uygulanması.
IV-BAŞLICA DIŞ POLİTİKA AMAÇLARI:
1)Varolmaya ilişkin,
2)Güvenlik, prestij yelpazesi üzerine,
3)Uzun vadeli, jeopolitik ve ideolojik amaçlar,
4)Statükocu ve emperyalist amaçlar.
V)DIŞ POLİTİKA ARAÇLARI:
1)SİYASAL ETKİ ARAÇLARI:
a)Diplomasi,
b)Propaganda,
c)Siyasal araçlarla siyasal etki yaratma:
-Önlem Yoluyla:
*İkna,
*Vaat veya tehdit,
*Oldu-bitti,
*Çözüm önerme.
-Önlem Yoluyla:
*Diplomatik kanallarla,
*Sosyo-politik önlemler,
*Akeri mobilasyon,
*Diplomatik ilişkilerin kesilmesi.
2)EKONOMİK ETKİ ARAÇLARI:
a)Dış Ticarete İlişkin;
-Boykot,
-Ambargo,
-Abluka.
b)Fiziki Önlemler:
3)ASKERİ ETKİ ARAÇLARI:
4)KARMA ETKİ ARAÇLARI:
ULUSLARARASI İLİŞKİLER SİSTEMİNİN TARİHİ SEYRİ:
XVI. ASRA KADAR AVRUPA: XVI. asra kadar Avrupa’da siyasal örgütlemelerden söz edilemez. Milli devletler yok ve etnik ulus kavramı daha oluşmuş değil. Rönesans İtalya’sının en önemli özelliği diplomasi kurumlarını oluşturması ve geliştirmesidir. Diplomatların raporlarına çok önem verilmiş ve diplomatlar uluslararası bilgi kaynağı olarak görülmüştür.
XVI. ve XVII. YÜZYILDA AVRUPASI: Kilise ve manastırlar, monarklar ve küçük cumhuriyetlerin yerini hanedanlıklar ve bunların temsil ettiği merkezileşmiş siyasal üniteler almaya başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu, gücünün zirvesinde olup doğudan ve Akdeniz’den Avrupa’yı tehdit etmektedir. Osmanlı Türkiyesi, Avrupa’nın uluslararası siyasetinde etkindir.
XVIII YÜZYIL AVRUPASI: Diplomatik etki ve askeri kapasite bu asırda büyük devletler arasında nispeten eşit bir şekilde paylaşılmıştır. İttifaklar sürekli şekilde değişen çıkarlara dayanmaktadır ancak ideolojik amaçlı ittifaklar söz konusu değildir. Bununla beraber Osmanlı İmparatorluğu’na karşı dini-ideolojik ittifaklar kurulmuştur. Sistemde savaşlara oldukça sık rastlanmaktadır. Bu asrın en önemli özelliği güç dengesi kurallarının tam manasıyla uygulanmış olmasıdır. Gerektiğinde düşmanla bile ittifaklar yapılmış ve gerektiğinde tarafsız politikalar izlenmiştir.
XIX. YÜZYILDA ULUSLARARASI SİSTEM: Sıradan insanlar da siyasal yaşama katılmaya başlamıştır. Milliyetçilik hareketleri hız kazanmış, imparatorlukları zorlamaya başlamıştır. Diplomasi ve dış politika karmaşık bir hâle gelmiştir. Bilimsel ve teknolojik icatlar savaşlarda uygulanmaya başlamıştır. İdeolojik öğeler ortaya çıkarak çatışma ortamı yaratmaya başlamıştır. Bunun ilk örneği Fansız İhtilâlidir! Uluslararası sisteme yeni devletlerin eklenmesi ile uluslararası sistemin sınırları genişlemiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük devletler arasındaki yeri sarsılmış ve Türkiye yeni ittifaklar yoluyla denge politikası izlemeye yönelmiştir. İmparatorluk Bununla beraber Avrupa’daki ittifak ve anlaşmaları ise kuşku ile izlemiştir.
XX. YÜZYILDA ULUSLARARASI SİSTEM: Devlet dışındaki aktörler de uluslararası politikaya katılmaya başlamıştır. Balkanlar’da milliyetçilik hareketleri Osmanlı Türkiye’sini fazlası ile rahatsız etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu denge siyaseti izlemeye devam etmiş ve imparatorluk içinde farklı ideolojiler öne çıkmıştır. I. Cihan Harbi sonrasında Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya ve Avusturya-Macaristan imparatorlukları da parçalanmıştır. Rusya’ya komünizm hâkim olmuştur. Nükleer silahlar ortaya çıkmıştır. İdeolojik çatışmalar uluslararası politikaya egemen olmuştur. İki büyük dünya savaşı bu asırda yaşanmıştır. II. Dünya Savaşı sonrası Soğuk Savaş dönemi ile İki Kutuplu Sistem dünyaya hâkim olmuştur. 1960’lardan itibaren gevşek iki kutuplu sisteme geçilmiş ve sınırlı bölgesel savaşlar yaşanmıştır. 1980’lerden 1990’lara kadar uluslararası sistemde yumuşama başlamıştır. Salt I-II görüşmeleri ile stratejik silahlar üzerinde ABD ve Rusya arasında anlaşmalar yapılmıştır.
XXI. YÜZYILA GİRERKEN ULUSLARARASI SİSTEM: Gorbachhev’un SSCB’nin başkanı olması ile komünist dünyada yenileşme hareketleri Sovyet sistemin sonu olmuştur. 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması ile İki Kutuplu Sistem çökmüştür. 1991’de ise Doğu Bloku dağılmıştır ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği parçalanmıştır. Körfez Savaşı ile de ‘’Yeni Dünya Sistemi’’ olarak adlandırılan bir sistemden bahsedilmeye başlanmıştır. İki Kutuplu Sistemin yıkılması ile uluslararası sisteme istikrarsızlık ve karmaşa hâkim olmuştur. Belirleyici öğe olan askeri güçten ekonomik ve mali yöne doğru bir kayma başlamıştır. Örneğin, Avrupa Birliği.
ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE BAZI TEMEL KAVRAMLAR:
Abluka: Bir devletin dışarı ile olan ilişkisinin zor kullanarak ya da tehdit yoluyla kesilmesi.
Açık Diplomasi: Diplomatik görüşmelerin, hak ve sorumlulukların kamuoyunun bilgi ve denetime açık olması.
Agremon: Atanan elçinin, atanılan ülke hükümeti tarafından kabul edilmesi.
Ambargo: Hedef ülkeye yapılan ihracat ve taşımacığa yasak getirmek.
Antant: Anlaşmaların sonucunda yapılan ortak hareket etme birlikteliği.
Antisemitizm: Yahudi aleyhtarlığı, Yahudi düşmanlığı.
Antlaşmaların Çatışması: Aynı konuyu işleyen anlaşma hükümlerinin birbiri ile bağdaşmaması.
Antlaşmaya Katılma: Antlaşmaya taraf olmayan ülke ya da ülkelerin sonradan o anlaşmaya dahil edilmesi.
Apartheid: Güney Afrika’da beyaz olmayanlara karşı uygulanan siyasal ve ekonomik ayrımcılık.
Arabuluculuk: Üçüncü bir devlet ya da uluslararası hükmî kişisinin yardımına başvurma.
Ardıllık: Yeni kurulan devletin eski devletin külfetini taşıması.
Asimilasyon: Bir toplumdaki etnik ya da kültürel azınlıkların hakim kültür içerisinde eritilmesi süreci.
Ateşkes: Silahlı çatışmanın geçici ya da belli süre durdurulması.
Ayrım Gözetilmeme İlkesi: Tüm devletler ya da yurttaşların arasında eşit davranılmasını öngörerek her türlü hukuksal ayrımın yasaklanmasıdır.
Bağımlılık: İki ya da daha fazla uluslararası politika biriminin simetrik olmayan bir etki ilişkisi içinde bulunmaları.
Bağımsızlık: Bir devletin başka devletlere siyasi, askeri ve ekonomik olarak boyun eğmeme durumu.
Bağlantısızlık: Bloksuzluk. Uluslararası politikaya kayıtsız olmayıp bilakis aktif bir politika izlerler. II. Dünya Savaşı sonrasında Hindistan, Mısır, Asya ve Afrika’da yeni bağımsızlığını kazanmış devletlerce kurulmuş bir teşkilat.
Barış İçinde Bir Arada Yaşama: SSCB’de ortaya atılan kapitalist ve sosyalist ilişkilerin savaşa yol açmadan sürdürebileceğini ileri süren yaklaşım.
Böl ve Yönet: Bir ülkenin iç çelişkilerinden faydalanarak çatışmayı sıcak tutup ilgili devletin güçsüz kılınması ve üzerinde denetim kurulması.
Casus Foederis: Birinin diğerini haklı yardıma çağırması.
Caydırma: Gelebilecek nükleer saldırıyı önlemek maksadıyla misliyle karşılık verebilme durumu.
Çevreleme Politikası: ABD’nin SSCB’yi çevreleyen ülkeleri yanına çekerek, kuşatma politikası.
Çok Başlıklı Füze: Birden çok nükleer başlık taşıyabilen füzenin aynı hedefi vurabilmesi.
Çok Taraflı Kuvvet: Batı Blokunda 1960’larda ortaya çıkan nükleer silahların kullanımı paylaşma stratejisi.
Daimi Tarafsızlık: Hem savaş hem barış dönemlerinde izlenen tarafsızlık politikası.
De Jure: Devleti ya da hükümeti tam, kesin ve hukuki olarak tanımak.
De Facto: Bir devleti fiili, dereceli, hukuki ilişkilerde sınırlı olarak tanımak.
Dengenin Dengeleyicisi: XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Avrupa’da, ittifaklar karşısında ittifaklar oluşturma veya denge anlayışında üçüncü öğede zayıf kalan tarafın yanında yer alarak dengeyi sağlamak.
Detant Sistemi: Marton Kaplan’ın uluslararası sistemi açıklayan teorisi. ABD ve SSCB arasındaki olumlu gelişmelerin varsayımına dayanır. SSCB daha açık toplum olmaya, ABD’nin ise muhafazakâr tutumunu yumuşatma eğilimine vurgu yapar.
Dış Borç: Bir ülkenin, ülke dışı kaynaklardan sağladığı para ve sair olanakları ödünç alması.
Dış Politika: Bir devletin dışa ilişkin siyasi, ekonomik, hukuki vb tüm tutumları benimsemekle beraber daha çok siyasi ve diplomatik ilişkiler olarak düşünülür.
Dış Politika Amaçları: Bir ülkenin dış politikasının yöneldiği genel hedeflerdir. Temel amaç öz varlığını korumak, savunmasını güçlendirmek ve son olarak uluslararası arenada etki yapmaktır.
Dış Politika Stratejisi: Dış politika amacına ulaşmak için yöneltilen genel politikalar.
Diplomasi: Geniş manada bir devletin tüm dış ilişkilerin; dar anlamda ise bir hükümetin belirli konulardaki kanı ve görüşlerinin diğer devletlerin karar alıcılarına iletmesidir.
Diplomat: Devletini uluslararası düzeydeki ilişkilerde temsil etmekle resmi olarak görevlendirilmiş özel kişilerdir.
Diplomatik Protokol: Diplomatik misyon üyeleri arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallar bütünüdür.
Drago Doktrini: Arjantin dışişleri bakanı tarafından borçlu ülkelere zor kullanılmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ortaya koyan görüşü.
Eisenhower Doktrini: ABD başkanı Eisenhower’in Ortadoğu politikası. SSCB tehdidine karşı Ortadoğu ülkelerine askeri ve ekonomik yardım yapılması görüşü (1957). ABD’nin bölgede İngiltere ve Fransa’nın boşluğunu doldurma politikası.
Emperyalizm: Bir devletin kendi sınırları dışında yaşayan başka halklar üzerinde onların rızası olmaksızın denetim kurmayı amaçlayan dış politikası.
Esnek Karşılık Stratejisi: 1960’dan sonra NATO’nun kabul ettiği askeri strateji. Karşı bloktan gelebilecek saldırının niteliğine göre uygun şekilde karşılık vermeyi amaçlayan savaş politikası.
Etki Alanları: Bir devletin kendi çıkarları doğrultusunda egemenliği altında bulunmamakla beraber denetim hakkı iddia ettiği yabancı topraklar.
Etnosentrizm: Kendi etnik grubunun ya da kültürünün diğerlerinden üstün olduğu tezi.
Güç Dengesi: Bir güç karşısında onu dengeleyecek güç veya güçlerin varolması.
Güç Yaklaşımı: Çağdaş temsilcisi H.J. Morgenthau’dur. Devletler milli çıkarları peşinde koşarlar. Bu çıkarlarını gerçekleştirmek için de güce ihtiyaçları vardır. Silahlanma, ittifaklar oluşturma, tazminat alma, ‘’böl ve yönet’’ stratejileri güç artırmanın yollarıdır.
Haberalma: Bir devletin diğer devlet veya devletlerin gücüne, etkinliklerine ve olası hareket yönleri ile niyetlerine ilişkin bilgi toplaması.
Hakkı Yitirici Vazgeçme: Uluslararası hukuk kişisinin sahip olduğu haklarından tek taraflı vazgeçme durumu.
Hallstein Doktrini: Federal Almanya’nın Doğu Almanya’yı tanıyan devletlerle olan ilişkisini kesme politikası.
Harmel Raporu: 1967, NATO’nun Doğu ile olan ilişkilerini iyileştirmesine yönelik raporu.
Hiyerarşik Uluslararası Sistem: Bir devlet ile diğerleri arasındaki güç pozisyonu simetrik olmayan bir dağılım göstermektedir. Hegemonya kurma biçimi.
İç Sular: Esas hattın berisinde kalan deniz parçası.
İçişlerine Karışma: Bir ülkenin iç meselelerine müdahale etme.
İkinci Vuruş Yeteneği: Nükleer saldırı sonrasında karşı tarafa cevap verebilme yeteneği.
İlhak: Bir devletin bir başka devlete ait olan veya sahipsiz bir toprak parçasını kendi ülkesine katması.
İrrendentizm: Bir devletin başka ülkelerde yaşayan soydaşı ve yakınları üzerinde hak iddiasında bulunması ve toprak talep etmesi.
Kamuoyu: Genel manada belirli bir sorun karşısında fikir ve kanaat sahibi olan kişilerden oluşan grup.
Kapalı Diplomasi: Başka deyimle saray diplomasisi de denir. Görüşmeler gizli yürütülür.
Karar Alma Yaklaşımı: Davranışçı sosyal bilim anlayışı çerçevesinde sosyoloji, sosyal psikoloji, haberleşme ve örgüt teorileri ile ilgili olarak bir uygulama alanına sahiptir. Devlet, kendi adına resmi kararları alan karar alıcılar olarak tanımlanmaktadır.
Kendi Kendini Sınırlama: Hukuk, gücünü devletin varlığından alır. Hukukun belirli konularda kendini sınırlayarak siyasileri ilgilendiren konularda susmasıdır.
Kıta Sahanlığı: II. Dünya Savaşından sonra ortaya çıktı. Karasularının dışında 200 metre derinliğe kadar olan deniz parçasını kapsar.
Kitlesel Karşılık Stratejisi: Karşı tarafın kullandığı silahın türüne bakılmaksızın nükleer silah ile karşılık verilmesi stratejisidir (1954).
Kadifikasyon: Uluslararası hukuk krallarının sistematik olarak yazılmasıdır.
Konferans Diplomasisi: İkiden fazla devlet temsilcisinin bir araya gelerek sorunları çözüme bağlama girişimleri.
Kültürel Diplomasi: Aralarında kültürel yakınlık olan ülkelerin daha da yakınlaşması amacıyla yapılan görüşmeler.
Manda Yönetimi: Vesayet sistemi. I. Dünya Savaşı sonrası müttefiklerin işgal ettikleri ülke halkalarına uygulamak istedikleri veya uyguladıkları vesayet sistemidir. Mandater devlet mandasından dolayı Milletler Cemiyetine karşı mesul tutulmuştur.
Mekik Diplomasisi: Her iki taraf üzerinde etkisi olan üçüncü ülkenin taraflar arasında aracı olarak sürekli görüşmelerde bulunması.
Meşru Müdafaa: Saldırıya karşı kendini koruma hakkı.
Montroe Doktrini: 18. ve 19. asırda ABD’nin yalnızlık politikası. Yani Avrupa işlerine karışmayacak buna mukabil Avrupalılar da Amerika kıtasına müdahale edemeyeceklerini ilan eden notası.
Mülteci: Siyasi olaylar nedeniyle ülkesini terke mecbur edilmiş ve herhangi bir ülkenin diplomatik himayesi altında olmayan kimselerdir.
Otarşi: Bir ülkenin iktisadi alanda kendi kendine yeterli hale gelmesidir.
Oydaşma Doktrini: Uluslararası hukuk kaidelerinin çoğunluğun rızasına göre ortaya çıktığını savunan yaklaşım.
Oyun Teorisi: Rakiplerin birbirilerini gözleyerek en yüksek faydayı elde etmek için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini saptamaya çalışan yaklaşım.
Parlamenter Diplomasi: Birleşmiş Milletler içerisinde çeşitli siyasal anlayışları temsil eden ülke temsilcilerinin yürüttüğü diplomasi.
Persona Non Grata: Diplomatik temsilcinin kabul edilmesine persona grata, kabul edilmemesine ise persona non grata denir.
Rıza Doktrini: Uluslararası arenada devletler ancak kendi rızaları ile kabul ettikleri kurallarla bağlıdırlar.
Sistem Analizi: Rasyonel karar vermede yardımcı olan tekniklerden yararlanma. Geniş anlamda tüm bilgi alanları arasında bir ilişki kurmaya çalışan sistem.
Tarafsızlık: Savaş halinde fiili ve hukuki olarak savaş dışında kalmak.
Thalweg Çizgisi: Ülke sınırları belirlenirken kullanılan hayali hat.
Tırmanma: Sınırlı bir çatışmanın giderek yoğunlaşması.
Ulusal Moral: Bir ulusun, hükümetinin dış politikasını savaşta ve barışta desteklemesi.
Ulusal Güç: Bir devletin sahip olduğu siyasal, askeri ve iktisadi güçlerinin toplamı.
Veraset Sistemi: Birleşmiş Milletler’de manda rejiminin yerini alan biçim. BM’nin 76-77 ve 79. maddeleri buna ilişkindir.
Diplomasi
Diplomasi, uluslararası ilişkileri düzenleyen antlaşmalar bütünü; yabancı bir ülkede ve uluslararası toplantılarda ülkesini temsil etme işi ve sanatı ile bu işte çalışan kimsenin görevi, mesleği anlamına gelen uluslararası ilişkiler terimidir.
Diplomasi, politikayı uygulama vasıtasıdır. Dış politikaya bağımlıdır.
Sözlükte;
a. Antlaşmalar,
b. Temsilciler,
c. Temsilci mesleği,
d. Dış görevlilerin topluluğu
şeklinde dört anlamı içerir.
Mecazi olarak, güç bir görüşmede gösterilen ustalık anlamına gelir. Oxford sözlüğünde, uluslararası ilişkilerin müzakerelerle yürütülmesi ve yönetilmesi yöntemi; diplomatın işi, denilmiştir.
Alternatif tanımlara göre, Ambrose Bierce'den bir örnek:
"Ülke için yurtsever yalan söyleme sanatı".
Diplomasi
Diplomasi, bir ülkenin başka ülkelerle ilişkilerinde, kendi konumunu korumaya ve iyileştirmeye çalışırken, öbür ülkelerle dostluğunu yürütebilme uğraşı ve sanatıdır. Diplomatların işi zorbalığa dayanan çözümleri önleyici, barışçı çözümler getirmeye çalışmaktır. Diplomasi, devletlerin varoluşu kadar eskidir. Bir ülkenin bir başka ülkede sürekli temsilci bulundurması 16. yüzyılda başladı. 14.-16. yüzyıllar arasında topraklarını genişletmek ve güçlerini artırmak için birbirleriyle sık sık savaşan ülkelerin kralları ya da imparatorları çıkarlarını korumak, özellikle de ticaretlerini kollamak için başka uluslarla çeşitli antlaşmalar yaptılar. Yöneticilerin bu antlaşmaları yapmak üzere öteki ülkelere gönderdikleri kişiler başka işlerle de uğraştılar ama asıl işleri diplomasiydi.
Diplomasi Tarihi
Eskiçağda devletlerarası kimi konuların görüşülmesi için ülkeden ülkeye elçiler gönderilirdi. Bu elçilerin ayrıcalıkları vardı ve yaşamları güvence altında sayılırdı. Ortaçağda devlet başkanlarının aracıya gerek duymadan, mektupla ilişki kurduklarını biliyoruz. O dönemin en örgütlü devleti olan Bizans'ın ise elçileri vardı. Bu elçiler göreve başlarken and içerlerdi. Örgütlü diplomasi ilk kez İtalya'da doğdu. Ortaçağda İtalya çok sayıda krallığa bölünmüştü. Venedik, Floransa, Cenova, Pisa (Piza), Roma ve Napoli gibi kentler bağımsız birer devlettiler. Çoğu zaman bu krallıklar ya birbirleriyle savaşıyor ya da aralarında çeşitli dostluk antlaşmaları yapıyorlardı. Bu yüzden diplomasiye gereksinim duyuluyordu. İtalyanların başka ülkelere gönderdikleri temsilcilere büyükelçi ya da elçi, bu kişilerin yabancı topraklarda oturdukları yerlere de elçilik deniyordu. Başlangıçta genellikle belli bir soruna çözüm bulmak üzere gönderilen elçiler, iş bitince ülkelerine geri dönüyorlardı. Bunların birçoğu casus gibi hareket ediyor ve kendi ülkelerine yarayacak değerli siyasal belgeleri çalmak, rüşvet vermek ve yalana başvurmaktan hiç de çekinmiyorlardı. Floran-salı bir diplomat olan Niccolo Machiavelli kendi deneyimlerinden yola çıkarak, döneminin diplomatik uygulamalarını 1513'te yazdığı Hükümdar (II Principe) adlı ilginç kitabında anlatmıştır.
Başka ülkelerde sürekli elçilikler kuran ilk ülkenin Venedik Cumhuriyeti olduğu söylenir. Oysa, daha eski tarihli bir kayıtta Milano dükünün Cenova'da sürekli bir elçi bulundurduğu belirtilmiştir. 16. yüzyıl süresince, bağımsız İtalyan devletlerinden birçoğunda iki özel hükümet görevi geliştirildi. Bunlardan ilki siyasal konularla ilgili diplomatik görevlerdi. Öbürü de ticareti denetleyerek ülke yöneticisine rapor hazırlayan danışmanlık göreviydi. Bu iki görevin gelişimi, devletlerarasında daha yakın ilişkilerin kurulmasını sağladı. Bugünkü uluslararası hukukun temellerinin böylece atılmış olduğu da söylenebilir.
Eski Türk yazıtlarından ve Çin belgelerinden anlaşıldığına göre Türkler ile Çin İmparatorluğu arasında diplomatik ilişkiler vardı. Oğuz boylarının Mezopotamya'ya indikleri sırada Gazne Hükümdarı Mesut ile Selçuklu beylerinin görüşmeleri de diplomasi belgeleri arasında sayılır. Osmanlı Devleti güçlü olduğu dönemlerde sınırlardaki ve devletlerarasındaki anlaşmazlıkları gidermek için elçi gönderirdi. 1454'te Venedik, 1530'da Avusturya, 1532'de Fransa, 1583'te İngiltere İstanbul'da sürekli elçilikler kurdular.
Diplomatlar
1815 Viyana Kongresi'nde bir araya gelen büyük devletler diplomatik temsilcileri üç gruba ayırmaya karar verdi:
1- Devlet başkanlarına gönderilen büyükelçiler ve papalık elçileri;
2- Orta elçiler ve öteki temsilciler;
3- Gönderildikleri ülkede sürekli yaşayan maslahatgüzarlar.
Bu diplomatik sınıflandırma bazı değişikliklerle günümüzde de geçerlidir.
Diplomasinin Bugünü
Büyükelçi, bir devlet başkanının yabancı bir ülkedeki temsilcisidir. Büyükelçiler siyasal açıdan en önemli diplomatlardır. Çağdaş iletişim araçları elçilere kendi ülke hükümetleri ile doğrudan ilişki kurabilme olanağını yaratmıştır. Böylece büyükelçiler önemli konularda karar almadan ya da tasarılar yapmadan önce devlet başkanları ile görüşebilmektedir-ler. Bugün ülke halkları, başka ülkelerle diplomatik ilişkilerin nasıl yürüdüğü konusunda 19. yüzyıla göre daha fazla bilgi sahibidir. Gene de, güvenlik nedenleriyle bazı konuların halktan gizlenmesi gerekebilmektedir. Konsolosluklar, bir devletin yabancı bir ülkede bulunan yurttaşlarının kişisel ve ticari sorunlarıyla ilgilenir.
Birçok ülkede, üst düzeydeki görevlerin dışındaki tüm diplomatik görevler, üstün başarı gerektiren devlet sınavlarını geçenlere verilir. Birçok genç kadın ve erkek için diplomatik görev alanı çok çekicidir.
Diplomatların Hakları
4 Eylül 1984'te Türkiye'nin de imzaladığı 1961 Viyana Sözleşmesi'ne göre, uluslar savaş halinde olmadıkları sürece, diplomatik temsilciler görevde bulundukları ülkede bazı ayrıcalıklara ve haklara sahiptir. Bu haklara diplomatik dokunulmazlık denir. Diplomatik görevlilerin ve ailelerinin haberleşme özgürlüğü vardır. Kişi dokunulmazlığı kapsamında tutuklanamaz ve gözaltına alınamazlar. Yaşadıkları ve çalıştıkları binalara girilemez; arşivlerine el konulması söz konusu olamaz. Bir diplomatın görevde bulunduğu sürece, yargı ve gümrük bağışıklığı vardır. Ama, şiddete dayalı bir suç işlerse ya da bulunduğu ülkeye karşı kötü niyetli eylemlerde bulunursa ülkeyi terk etmesi istenebilir. Eğer ülkesiyle savaş çıkarsa kendisine hiçbir zarar gelmeksizin geri dönmesine izin verilir.
Diplomasi, uluslararası ilişkileri düzenleyen antlaşmalar bütünü; yabancı bir ülkede ve uluslararası toplantılarda ülkesini temsil etme işi ve sanatı ile bu işte çalışan kimsenin görevi, mesleği anlamına gelen uluslararası ilişkiler terimidir.
Diplomasi, politikayı uygulama vasıtasıdır. Dış politikaya bağımlıdır.
Sözlükte;
a. Antlaşmalar,
b. Temsilciler,
c. Temsilci mesleği,
d. Dış görevlilerin topluluğu
şeklinde dört anlamı içerir.
Mecazi olarak, güç bir görüşmede gösterilen ustalık anlamına gelir. Oxford sözlüğünde, uluslararası ilişkilerin müzakerelerle yürütülmesi ve yönetilmesi yöntemi; diplomatın işi, denilmiştir.
Alternatif tanımlara göre, Ambrose Bierce'den bir örnek:
"Ülke için yurtsever yalan söyleme sanatı".
Diplomasi
Diplomasi, bir ülkenin başka ülkelerle ilişkilerinde, kendi konumunu korumaya ve iyileştirmeye çalışırken, öbür ülkelerle dostluğunu yürütebilme uğraşı ve sanatıdır. Diplomatların işi zorbalığa dayanan çözümleri önleyici, barışçı çözümler getirmeye çalışmaktır. Diplomasi, devletlerin varoluşu kadar eskidir. Bir ülkenin bir başka ülkede sürekli temsilci bulundurması 16. yüzyılda başladı. 14.-16. yüzyıllar arasında topraklarını genişletmek ve güçlerini artırmak için birbirleriyle sık sık savaşan ülkelerin kralları ya da imparatorları çıkarlarını korumak, özellikle de ticaretlerini kollamak için başka uluslarla çeşitli antlaşmalar yaptılar. Yöneticilerin bu antlaşmaları yapmak üzere öteki ülkelere gönderdikleri kişiler başka işlerle de uğraştılar ama asıl işleri diplomasiydi.
Diplomasi Tarihi
Eskiçağda devletlerarası kimi konuların görüşülmesi için ülkeden ülkeye elçiler gönderilirdi. Bu elçilerin ayrıcalıkları vardı ve yaşamları güvence altında sayılırdı. Ortaçağda devlet başkanlarının aracıya gerek duymadan, mektupla ilişki kurduklarını biliyoruz. O dönemin en örgütlü devleti olan Bizans'ın ise elçileri vardı. Bu elçiler göreve başlarken and içerlerdi. Örgütlü diplomasi ilk kez İtalya'da doğdu. Ortaçağda İtalya çok sayıda krallığa bölünmüştü. Venedik, Floransa, Cenova, Pisa (Piza), Roma ve Napoli gibi kentler bağımsız birer devlettiler. Çoğu zaman bu krallıklar ya birbirleriyle savaşıyor ya da aralarında çeşitli dostluk antlaşmaları yapıyorlardı. Bu yüzden diplomasiye gereksinim duyuluyordu. İtalyanların başka ülkelere gönderdikleri temsilcilere büyükelçi ya da elçi, bu kişilerin yabancı topraklarda oturdukları yerlere de elçilik deniyordu. Başlangıçta genellikle belli bir soruna çözüm bulmak üzere gönderilen elçiler, iş bitince ülkelerine geri dönüyorlardı. Bunların birçoğu casus gibi hareket ediyor ve kendi ülkelerine yarayacak değerli siyasal belgeleri çalmak, rüşvet vermek ve yalana başvurmaktan hiç de çekinmiyorlardı. Floran-salı bir diplomat olan Niccolo Machiavelli kendi deneyimlerinden yola çıkarak, döneminin diplomatik uygulamalarını 1513'te yazdığı Hükümdar (II Principe) adlı ilginç kitabında anlatmıştır.
Başka ülkelerde sürekli elçilikler kuran ilk ülkenin Venedik Cumhuriyeti olduğu söylenir. Oysa, daha eski tarihli bir kayıtta Milano dükünün Cenova'da sürekli bir elçi bulundurduğu belirtilmiştir. 16. yüzyıl süresince, bağımsız İtalyan devletlerinden birçoğunda iki özel hükümet görevi geliştirildi. Bunlardan ilki siyasal konularla ilgili diplomatik görevlerdi. Öbürü de ticareti denetleyerek ülke yöneticisine rapor hazırlayan danışmanlık göreviydi. Bu iki görevin gelişimi, devletlerarasında daha yakın ilişkilerin kurulmasını sağladı. Bugünkü uluslararası hukukun temellerinin böylece atılmış olduğu da söylenebilir.
Eski Türk yazıtlarından ve Çin belgelerinden anlaşıldığına göre Türkler ile Çin İmparatorluğu arasında diplomatik ilişkiler vardı. Oğuz boylarının Mezopotamya'ya indikleri sırada Gazne Hükümdarı Mesut ile Selçuklu beylerinin görüşmeleri de diplomasi belgeleri arasında sayılır. Osmanlı Devleti güçlü olduğu dönemlerde sınırlardaki ve devletlerarasındaki anlaşmazlıkları gidermek için elçi gönderirdi. 1454'te Venedik, 1530'da Avusturya, 1532'de Fransa, 1583'te İngiltere İstanbul'da sürekli elçilikler kurdular.
Diplomatlar
1815 Viyana Kongresi'nde bir araya gelen büyük devletler diplomatik temsilcileri üç gruba ayırmaya karar verdi:
1- Devlet başkanlarına gönderilen büyükelçiler ve papalık elçileri;
2- Orta elçiler ve öteki temsilciler;
3- Gönderildikleri ülkede sürekli yaşayan maslahatgüzarlar.
Bu diplomatik sınıflandırma bazı değişikliklerle günümüzde de geçerlidir.
Diplomasinin Bugünü
Büyükelçi, bir devlet başkanının yabancı bir ülkedeki temsilcisidir. Büyükelçiler siyasal açıdan en önemli diplomatlardır. Çağdaş iletişim araçları elçilere kendi ülke hükümetleri ile doğrudan ilişki kurabilme olanağını yaratmıştır. Böylece büyükelçiler önemli konularda karar almadan ya da tasarılar yapmadan önce devlet başkanları ile görüşebilmektedir-ler. Bugün ülke halkları, başka ülkelerle diplomatik ilişkilerin nasıl yürüdüğü konusunda 19. yüzyıla göre daha fazla bilgi sahibidir. Gene de, güvenlik nedenleriyle bazı konuların halktan gizlenmesi gerekebilmektedir. Konsolosluklar, bir devletin yabancı bir ülkede bulunan yurttaşlarının kişisel ve ticari sorunlarıyla ilgilenir.
Birçok ülkede, üst düzeydeki görevlerin dışındaki tüm diplomatik görevler, üstün başarı gerektiren devlet sınavlarını geçenlere verilir. Birçok genç kadın ve erkek için diplomatik görev alanı çok çekicidir.
Diplomatların Hakları
4 Eylül 1984'te Türkiye'nin de imzaladığı 1961 Viyana Sözleşmesi'ne göre, uluslar savaş halinde olmadıkları sürece, diplomatik temsilciler görevde bulundukları ülkede bazı ayrıcalıklara ve haklara sahiptir. Bu haklara diplomatik dokunulmazlık denir. Diplomatik görevlilerin ve ailelerinin haberleşme özgürlüğü vardır. Kişi dokunulmazlığı kapsamında tutuklanamaz ve gözaltına alınamazlar. Yaşadıkları ve çalıştıkları binalara girilemez; arşivlerine el konulması söz konusu olamaz. Bir diplomatın görevde bulunduğu sürece, yargı ve gümrük bağışıklığı vardır. Ama, şiddete dayalı bir suç işlerse ya da bulunduğu ülkeye karşı kötü niyetli eylemlerde bulunursa ülkeyi terk etmesi istenebilir. Eğer ülkesiyle savaş çıkarsa kendisine hiçbir zarar gelmeksizin geri dönmesine izin verilir.
İsmail Cem İpekçi, (d. 15 Şubat 1940, İstanbul – ö. 24 Ocak 2007, İstanbul). Türk politikacı, Dışişleri eski Bakanı ve gazeteci. 1940'da İstanbul'da doğdu. 1959'da İstanbul Robert Koleji'nden mezun olan Cem, 1963'te Lozan Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. İsmail Cem, Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü'nde Siyaset Sosyolojisi dalında yüksek lisans eğitimini tamamladı. 1963 yılından itibaren çeşitli gazetelerde Yazı İşleri ve Genel Yayın Müdürlüğü yapan Cem, 1971 - 1974 yılları arasında Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şubesi Başkanlığı görevini yürüttü. 15 Şubat 1974'te TRT Genel Müdürlüğü'ne atanan İsmail Cem, bu görevini 17 Mayıs 1975'e kadar sürdürdü.
İstanbul Robert Koleji'nden (1959) ve Lozan Üniversitesi Hukuk Fakültesinden (1963) mezun oldu. Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü'nde Siyaset Sosyolojisi dalında master yaptı (1991).
Çeşitli gazetelerde Yazı İşleri Müdürlüğü ve Genel Yayın Müdürlüğü gibi görevler aldı. Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şubesi Başkanlığını yürüttü (1971-1974). TRT Genel Müdürlüğünde bulundu (1974-1975). 1987 ve 1991 seçimlerinde İstanbul'dan 1995 ve 1999 seçimlerinde Kayseri'den milletvekili seçildi.
DSP TBMM Grup Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi (1996). Avrupa Birliği Parlamenterler Meclisi ve Batı Avrupa Birliği Asamblesi üyeliklerine seçildi (1987-1996). AKPM Sosyalist Gurubu Başkanvekilliğine seçildi (1989-91), (1993-95). AKPM ve BAB Asamblesi Türk Parlementer Gurubu Başkanlığına seçildi (1996). Avrupa Medya Enstitüsü Danışma Kurulu üyeliğini yürütmekteydi. 50. Hükümette Kültür Bakanlığı yaptı (1995). 30 Haziran 1997 tarihinde kurulan 55. Hükümette Dışişleri Bakanlığı görevine atandı, 5 yıl kadar sürdürdüğü bu görevden Temmuz 2002'de istifa edip Yeni Türkiye Partisi'nin kuruluşuna katıldı ve bu partinin genel başkanlığına getirildi. 2004'te YTP'nin CHP'ye katılması üzerine genel başkanlık görevi sona erdi. İsmail Cem, Türkiye Cumhuriyet'i tarihinin en uzun süre görev yapan 4. dışişleri bakanıdır. 18 ve 19. dönem İstanbul, 20 ve 21. dönem Kayseri milletvekilliği yaptı. Elçin Cem ile evli olan İsmail Cem, İpek ve Kerim adlarında iki çocuk babasıydı.
İsmail Cem, 26 Aralık'ta akciğer kanseri tedavisi için yatırıldığı İstanbul Cerrahi Hastanesi'nde 15 Ocak'tan itibaren enfeksiyon nedeniyle yoğun bakıma alınarak antibiyotik tedavisi görmeye başlamıştı. İsmail Cem, 24 Ocak 2007 saat 09:50'de vefat etti. Cenazesine aynı dönem çalıştığı meslektaşı Yunanistan eski Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu da katılmış, mezarına çiçek ve toprak atmıştır.Yorgo Papandreu 9 Ekim 2009 tarıhlı Türkiye ziyareti kapsamında iki ülke (Türkiye-Yunanıstan) arasında dostlugu baslattıgı için İsmail Cem 'in mezarına zeytin dalı getirdi.
2010 yılında Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakfı (AKSAV) tarafından İsmail Cem Televizyon Ödülleri düzenlenmeye başlandı.
Yayınlanmış Eserleri:
Türkiye'de Geri Kalmışlığın Tarihi, 512 sayfa, Can, ISBN 975-510-791-6
Türkiye Üzerine Yazılar
12 Mart
TRT'de 500 Gün
Siyaset Yazıları
Geçiş Dönemi Türkiye'si
Sosyal Demokrasi ya da Demokratik Sosyalizm Nedir, Ne Değildir?, 311 sayfa, Can, ISBN 975-510-801-7
Mevsim
21. Yüzyılda Türkiye
Türkiye'de Sosyal Demokrasi
Engeller ve Çözümler
Yeni Sol, Sol'daki Arayış, 340 sayfa, Can, ISBN 975-8440-16-0
Gelecek İçin Denemeler, 344 sayfa, Can, ISBN 975-8440-18-7
Türkiye, Avrupa, Avrasya I, Strateji-Yunanistan-Kıbrıs, 298 sayfa, İstanbul Bilgi Universitesi (2004), ISBN 975-6857-88-9
Avrupa'nın Birliği ve Türkiye, 364 sayfa, İstanbul Bilgi Universitesi (2005), ISBN 975-6176-27-X
Ödüller:
İsmail Cem, Türk-Yunan dostluğuna yaptıkları katkıdan ötürü, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile birlikte 2000 yılında, merkezi New York'ta bulunan Doğu-Batı Enstitüsü'nce "Yılın Devlet Adamı Ödülü"ne layık görüldü.
Ekovitrin Dergisi'nce verilen 'Yılın Starları' ödülleri kapsamında, 2002 yılında "Yılın Bakanı" seçildi.
Türkiye'ye yaptığı başarılı hizmetlerden ötürü Türk Kalp Vakfı tarafından "Sakıp Sabancı İyi Kalp Ödülü" ne layık görüldü.
Merkezi İsviçre'de bulunan Dünya Ekonomi Forumu'nca hazırlanan "Rüya Hükümeti"nde İsmail Cem de "en başarılı 4 dış politikacıdan biri" sıfatıyla yer aldı.
Türkiye ve Yunanistan arasındaki barışa katkılarından dolayı İzmir Gazeteciler Cemiyeti'nce 1999 Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Gazetecilik Altın Heykel Yarışması, Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı Büyük Jüri Özel Ödülü'ne layk görüldü.
İstanbul Robert Koleji'nden (1959) ve Lozan Üniversitesi Hukuk Fakültesinden (1963) mezun oldu. Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü'nde Siyaset Sosyolojisi dalında master yaptı (1991).
Çeşitli gazetelerde Yazı İşleri Müdürlüğü ve Genel Yayın Müdürlüğü gibi görevler aldı. Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şubesi Başkanlığını yürüttü (1971-1974). TRT Genel Müdürlüğünde bulundu (1974-1975). 1987 ve 1991 seçimlerinde İstanbul'dan 1995 ve 1999 seçimlerinde Kayseri'den milletvekili seçildi.
DSP TBMM Grup Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi (1996). Avrupa Birliği Parlamenterler Meclisi ve Batı Avrupa Birliği Asamblesi üyeliklerine seçildi (1987-1996). AKPM Sosyalist Gurubu Başkanvekilliğine seçildi (1989-91), (1993-95). AKPM ve BAB Asamblesi Türk Parlementer Gurubu Başkanlığına seçildi (1996). Avrupa Medya Enstitüsü Danışma Kurulu üyeliğini yürütmekteydi. 50. Hükümette Kültür Bakanlığı yaptı (1995). 30 Haziran 1997 tarihinde kurulan 55. Hükümette Dışişleri Bakanlığı görevine atandı, 5 yıl kadar sürdürdüğü bu görevden Temmuz 2002'de istifa edip Yeni Türkiye Partisi'nin kuruluşuna katıldı ve bu partinin genel başkanlığına getirildi. 2004'te YTP'nin CHP'ye katılması üzerine genel başkanlık görevi sona erdi. İsmail Cem, Türkiye Cumhuriyet'i tarihinin en uzun süre görev yapan 4. dışişleri bakanıdır. 18 ve 19. dönem İstanbul, 20 ve 21. dönem Kayseri milletvekilliği yaptı. Elçin Cem ile evli olan İsmail Cem, İpek ve Kerim adlarında iki çocuk babasıydı.
İsmail Cem, 26 Aralık'ta akciğer kanseri tedavisi için yatırıldığı İstanbul Cerrahi Hastanesi'nde 15 Ocak'tan itibaren enfeksiyon nedeniyle yoğun bakıma alınarak antibiyotik tedavisi görmeye başlamıştı. İsmail Cem, 24 Ocak 2007 saat 09:50'de vefat etti. Cenazesine aynı dönem çalıştığı meslektaşı Yunanistan eski Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu da katılmış, mezarına çiçek ve toprak atmıştır.Yorgo Papandreu 9 Ekim 2009 tarıhlı Türkiye ziyareti kapsamında iki ülke (Türkiye-Yunanıstan) arasında dostlugu baslattıgı için İsmail Cem 'in mezarına zeytin dalı getirdi.
2010 yılında Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakfı (AKSAV) tarafından İsmail Cem Televizyon Ödülleri düzenlenmeye başlandı.
Yayınlanmış Eserleri:
Türkiye'de Geri Kalmışlığın Tarihi, 512 sayfa, Can, ISBN 975-510-791-6
Türkiye Üzerine Yazılar
12 Mart
TRT'de 500 Gün
Siyaset Yazıları
Geçiş Dönemi Türkiye'si
Sosyal Demokrasi ya da Demokratik Sosyalizm Nedir, Ne Değildir?, 311 sayfa, Can, ISBN 975-510-801-7
Mevsim
21. Yüzyılda Türkiye
Türkiye'de Sosyal Demokrasi
Engeller ve Çözümler
Yeni Sol, Sol'daki Arayış, 340 sayfa, Can, ISBN 975-8440-16-0
Gelecek İçin Denemeler, 344 sayfa, Can, ISBN 975-8440-18-7
Türkiye, Avrupa, Avrasya I, Strateji-Yunanistan-Kıbrıs, 298 sayfa, İstanbul Bilgi Universitesi (2004), ISBN 975-6857-88-9
Avrupa'nın Birliği ve Türkiye, 364 sayfa, İstanbul Bilgi Universitesi (2005), ISBN 975-6176-27-X
Ödüller:
İsmail Cem, Türk-Yunan dostluğuna yaptıkları katkıdan ötürü, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile birlikte 2000 yılında, merkezi New York'ta bulunan Doğu-Batı Enstitüsü'nce "Yılın Devlet Adamı Ödülü"ne layık görüldü.
Ekovitrin Dergisi'nce verilen 'Yılın Starları' ödülleri kapsamında, 2002 yılında "Yılın Bakanı" seçildi.
Türkiye'ye yaptığı başarılı hizmetlerden ötürü Türk Kalp Vakfı tarafından "Sakıp Sabancı İyi Kalp Ödülü" ne layık görüldü.
Merkezi İsviçre'de bulunan Dünya Ekonomi Forumu'nca hazırlanan "Rüya Hükümeti"nde İsmail Cem de "en başarılı 4 dış politikacıdan biri" sıfatıyla yer aldı.
Türkiye ve Yunanistan arasındaki barışa katkılarından dolayı İzmir Gazeteciler Cemiyeti'nce 1999 Şehit Gazeteci Hasan Tahsin Gazetecilik Altın Heykel Yarışması, Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı Büyük Jüri Özel Ödülü'ne layk görüldü.
Richard Holbrooke, 50 yıla yakın diplomatik kariyeri boyunca dünyanın dört bir köşesinde, birçok önemli görevler üstlenen bir şahsiyet oldu.
Holbrooke'un belki de en büyük başarısı, ABD'nin eski başkanlarından Bill Clinton döneminde Dışişleri Bakanlığında Avrupa ve Kanada İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde, 1995 yılında Bosna'daki savaşa noktayı koyan Dayton barış anlaşmasının mimarı olmasıydı.
Holbrooke, bu başarısının ardından, müzakerelerdeki hırslı ve agresif tutumu dolayısıyla "buldozer" lakabıyla anılmaya başlandı.
ABD Başkanı Barack Obama tarafından geçen yıl Afganistan ve Pakistan özel temsilciliği görevine atanan Holbrooke, Obama'nın en önemli dış politika önceliklerinden olan Afganistan'a yönelik çabaların koordine edilmesi gibi zor bir görev üstlenmiş oldu ve bu çabalarda kilit rol oynadı.
Holbrooke'un ölümü, ABD'nin Afganistan politikası açısından çok kritik bir zamana denk geldi. Obama'nın bu hafta içinde Afganistan'daki askeri stratejisinin etkilerine dair raporu açıklaması bekleniyordu.
Clinton döneminde bir ara ABD'nin BM Daimi Temsilciliği görevini yürüten Holbrooke, diplomatik kariyeri boyunca, 1993-1994 yıllarında ABD'nin Almanya'daki Büyükelçisi, 1977-1981 yılları arasında ABD Dışişleri Bakanlığının en genç Doğu Asya ve Pasifik İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı olması gibi birçok görev üstlendi.
Diplomatik kariyerine Vietnam'da başlayan Holbrooke, 1962 yılında Brown Üniversitesi'nden mezun olduktan hemen sonra Dışişleri Bakanlığı için Vietnam'da çalıştı ve Vietnam ile ilgili 1968-1969 Paris Barış Görüşmelerinde Amerikan heyetinin bir üyesi olarak yer aldı. Holbrooke, Vietnam'da bulunduğu sürede Mekong Deltası'nda BM Uluslararası Kalkınma Ajansı'nın sivil temsilcisi olarak da görev aldı.
Richard Holbrooke, 2008 yılındaki başkanlık seçimlerinde adaylığını koyan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın seçim kampanyası sırasında, Clinton'ın en başta gelen dış politika danışmanlarından da biriydi. Seçim kampanyası sırasında, Obama ya da Clinton'ın seçimleri kazanması halinde adı olası dışişleri bakanları adayları arasında da geçen Holbrooke, kariyeri boyunca da uzun süreler Demokrat politikacılara siyasi danışmanlık yaptı.
Kardak'ta arabuluculuk yaptı
Foreign Policy dergisinin bu yıl "100 Küresel Düşünür" arasında yer verdiği Holbrooke, derginin bu vesileyle önceki hafta Washington'da düzenlediği etkinliğe katılmış, etkinlik sırasında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile de uzun süre baş başa sohbet etmişti. Holbrooke, 1972-1976 yılları arasında Foreign Policy dergisinin editörlüğünü de yapmıştı.
Türkiye ile Yunanistan arasında, iki ülkeyi savaşın eşiğine getiren "Kardak krizi"nde arabuluculuk yapan Holbrooke, ABD'nin eski başkanlarından Bill Clinton döneminde, Clinton'ın Kıbrıs Özel Temsilciliği görevine de getirilmişti.
"Dayton Anlaşması"nın mimarı olarak Kıbrıs'ta da çözüm yolunda ilerleme sağlaması beklenen Holbrooke, adada taraflar arasında çözüm arayışlarına girdi, ancak Bosna'daki başarıyı Kıbrıs sorunu için gösteremedi.
Holbrooke'un bir dönem Türkiye'yi Malezya'ya benzetmesi Türkiye'de ciddi tartışmalar yaratmış, bunun ardından Holbrooke, Türk kültürüne olan saygısına dikkat çekerek, sözlerinin Türkiye'de yanlış anlaşıldığını dile getirmişti.
Nobel Barış Ödülü'ne 7 kez aday gösterilen Holbrooke, gazeteci ve yazar Kati Marton ile evli, 2 çocuk sahibi. Holbrooke ayrıca, "To End A War" (Bir Savaşı Bitirmek) adlı kitabın da yazarı.
Holbrooke'un belki de en büyük başarısı, ABD'nin eski başkanlarından Bill Clinton döneminde Dışişleri Bakanlığında Avrupa ve Kanada İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde, 1995 yılında Bosna'daki savaşa noktayı koyan Dayton barış anlaşmasının mimarı olmasıydı.
Holbrooke, bu başarısının ardından, müzakerelerdeki hırslı ve agresif tutumu dolayısıyla "buldozer" lakabıyla anılmaya başlandı.
ABD Başkanı Barack Obama tarafından geçen yıl Afganistan ve Pakistan özel temsilciliği görevine atanan Holbrooke, Obama'nın en önemli dış politika önceliklerinden olan Afganistan'a yönelik çabaların koordine edilmesi gibi zor bir görev üstlenmiş oldu ve bu çabalarda kilit rol oynadı.
Holbrooke'un ölümü, ABD'nin Afganistan politikası açısından çok kritik bir zamana denk geldi. Obama'nın bu hafta içinde Afganistan'daki askeri stratejisinin etkilerine dair raporu açıklaması bekleniyordu.
Clinton döneminde bir ara ABD'nin BM Daimi Temsilciliği görevini yürüten Holbrooke, diplomatik kariyeri boyunca, 1993-1994 yıllarında ABD'nin Almanya'daki Büyükelçisi, 1977-1981 yılları arasında ABD Dışişleri Bakanlığının en genç Doğu Asya ve Pasifik İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı olması gibi birçok görev üstlendi.
Diplomatik kariyerine Vietnam'da başlayan Holbrooke, 1962 yılında Brown Üniversitesi'nden mezun olduktan hemen sonra Dışişleri Bakanlığı için Vietnam'da çalıştı ve Vietnam ile ilgili 1968-1969 Paris Barış Görüşmelerinde Amerikan heyetinin bir üyesi olarak yer aldı. Holbrooke, Vietnam'da bulunduğu sürede Mekong Deltası'nda BM Uluslararası Kalkınma Ajansı'nın sivil temsilcisi olarak da görev aldı.
Richard Holbrooke, 2008 yılındaki başkanlık seçimlerinde adaylığını koyan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın seçim kampanyası sırasında, Clinton'ın en başta gelen dış politika danışmanlarından da biriydi. Seçim kampanyası sırasında, Obama ya da Clinton'ın seçimleri kazanması halinde adı olası dışişleri bakanları adayları arasında da geçen Holbrooke, kariyeri boyunca da uzun süreler Demokrat politikacılara siyasi danışmanlık yaptı.
Kardak'ta arabuluculuk yaptı
Foreign Policy dergisinin bu yıl "100 Küresel Düşünür" arasında yer verdiği Holbrooke, derginin bu vesileyle önceki hafta Washington'da düzenlediği etkinliğe katılmış, etkinlik sırasında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile de uzun süre baş başa sohbet etmişti. Holbrooke, 1972-1976 yılları arasında Foreign Policy dergisinin editörlüğünü de yapmıştı.
Türkiye ile Yunanistan arasında, iki ülkeyi savaşın eşiğine getiren "Kardak krizi"nde arabuluculuk yapan Holbrooke, ABD'nin eski başkanlarından Bill Clinton döneminde, Clinton'ın Kıbrıs Özel Temsilciliği görevine de getirilmişti.
"Dayton Anlaşması"nın mimarı olarak Kıbrıs'ta da çözüm yolunda ilerleme sağlaması beklenen Holbrooke, adada taraflar arasında çözüm arayışlarına girdi, ancak Bosna'daki başarıyı Kıbrıs sorunu için gösteremedi.
Holbrooke'un bir dönem Türkiye'yi Malezya'ya benzetmesi Türkiye'de ciddi tartışmalar yaratmış, bunun ardından Holbrooke, Türk kültürüne olan saygısına dikkat çekerek, sözlerinin Türkiye'de yanlış anlaşıldığını dile getirmişti.
Nobel Barış Ödülü'ne 7 kez aday gösterilen Holbrooke, gazeteci ve yazar Kati Marton ile evli, 2 çocuk sahibi. Holbrooke ayrıca, "To End A War" (Bir Savaşı Bitirmek) adlı kitabın da yazarı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


